İngiltere, son yedi yılda beş farklı başbakanla yönetildi ve altıncı liderin göreve gelmesine kesin gözüyle bakılıyor. Bu siyasi istikrarsızlığın ardında, küresel ekonomik dalgalanmaların tetiklediği yavaşlama ve vatandaşların cebini yakan artan yaşam maliyetleri yatıyor. Brexit sonrası belirsizlikler, pandeminin yaraları ve enerji krizi, Birleşik Krallık'ı siyasi bir dönüşüm sarmalına soktu.
Beş başbakan, beş farklı dönem
2016'da David Cameron'ın Brexit referandumu sonrası istifasıyla başlayan süreçte Theresa May, Boris Johnson, Liz Truss ve Rishi Sunak görev yaptı. Her biri farklı krizlerle boğuşurken, hiçbiri tam bir dönem tamamlayamadı. May, Brexit anlaşmasını geçiremeyince istifa etti; Johnson, parti içi skandallar ve Covid kurallarını ihlal nedeniyle gitti; Truss'un mini bütçesi piyasaları salladı ve 44 günde koltuğu bıraktı; Sunak ise ekonomik durgunlukla mücadele ederken seçim yenilgisi aldı.
Ekonomik kriz siyaseti şekillendiriyor
İngiltere ekonomisi, Brexit'in ticaret engelleri ve iş gücü kıtlığıyla boğuşurken, pandemi sonrası enflasyon yüzde 11'i aşarak 40 yılın zirvesine çıktı. Artan enerji faturaları ve gıda fiyatları, halkın alım gücünü eritti. İstifaların ardındaki ortak payda ise ekonomik performans: her lider, büyüme vaat ederken, gerçekte resesyon ya da stagflasyonla karşılaştı. İş dünyası, üst üste gelen başbakan değişikliklerinin yatırım iştahını ve güveni olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Küresel ve yapısal faktörler
Siyasi istikrarsızlık yalnızca İngiltere'ye özgü değil; Fransa, Almanya gibi ülkelerde de benzer eğilimler görülüyor. Ancak İngiltere, parlamenter sistemin işleyişindeki hızlı lider değişimiyle öne çıkıyor. Seçim sistemi, parti içi güç mücadeleleri ve medyanın yoğun baskısı, başbakanların ömrünü kısaltıyor. Ayrıca İngiltere'de siyasi partilerin giderek kutuplaşması, uzlaşı kültürünü zayıflatıyor.
Uzmanlar, lider değişikliklerinin kısa vadede çözüm getirmediğini, aksine politikaların sürekliliğini bozarak yapısal sorunları derinleştirdiğini vurguluyor. Önümüzdeki dönemde yeni başbakanın karşılaşacağı en büyük zorluk, ekonominin yanı sıra sağlık, eğitim ve altyapı gibi alanlarda artan toplumsal taleplere yanıt vermek olacak.