Türkiye ekonomisi, 2025 yılının ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,5 oranında büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verilerine göre, Ocak-Mart döneminde ekonomi 6,5 trilyon TL seviyesine ulaştı. Büyümede özellikle hizmetler sektörü ve iç tüketim belirleyici oldu. Uzmanlar, salgın sonrası toparlanma trendinin devam ettiğini ancak yüksek enflasyonun reel büyümeyi sınırladığını vurguluyor.
Büyümeye sektörel katkılar
İlk çeyrekte hizmetler sektörü yüzde 3,8 ile en yüksek büyümeyi kaydetti. Finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 4,2 artarken, bilgi ve iletişim sektörü yüzde 3,5 büyüdü. Sanayi sektörü ise yüzde 1,2 ile daha mütevazı bir artış gösterdi. Tarım sektörü yüzde 1,1 büyürken, inşaat sektöründe yüzde 0,8’lik bir daralma yaşandı. İhracattaki yavaşlama ve jeopolitik riskler büyüme kompozisyonunu etkiledi.
İç talep ve enflasyon denklemi
Özel tüketim harcamaları ilk çeyrekte yıllık bazda yüzde 3,1 arttı. Kamu tüketim harcamaları yüzde 2,4 yükselirken, yatırımlar yüzde 1,8 artış gösterdi. Ancak net ihracat büyümeye negatif katkı sağladı. Ekonomistler, Merkez Bankası’nın sıkı para politikasına rağmen talebin canlı kaldığını, bunun enflasyonla mücadeleyi zorlaştırdığına dikkat çekiyor. Enflasyonun nisanda yüzde 67’nin üzerinde seyretmesi, reel faizlerin negatif olmasına yol açıyor.
İlk çeyrek büyümesi, hükümetin 2025 yılı için belirlediği yüzde 4’lük hedefin altında kaldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yılın geri kalanında daha güçlü bir büyüme beklediklerini ifade etti. Ekonomi yönetimi, yapısal reformlar ve ihracat teşvikleriyle büyümeyi desteklemeyi planlıyor.
Dünya Bankası, bu yıl Türkiye için yüzde 2,1 büyüme beklerken, IMF tahmini yüzde 2,7 seviyesinde. İlk çeyrek verileri, resmi tahminlerle paralel bir görünüm sergiliyor. Önümüzdeki dönemde para politikasındaki sıkılaşmanın etkisiyle talebin soğuması, büyüme hızını yavaşlatabilir.
Türkiye ekonomisi, son üç yılın en düşük çeyreklik büyümesini kaydederken, kırılgan dengeler korunmaya çalışılıyor. İşsizlik oranının yüzde 9,2’ye gerilemesi olumlu bir gelişme olarak öne çıkıyor. Ancak cari açığın devamı ve döviz kuru baskısı, sürdürülebilir büyüme için risk oluşturuyor.