Suriye'nin toprak bütünlüğüne yönelik senaryolar, YPG ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetimi arasında sağlanan anlaşmayla büyük bir darbe aldı. İsrail merkezli Haaretz gazetesinin deneyimli yazarı Zvi Barel'in köşe yazısında belirttiğine göre, bu anlaşma yalnızca iki taraf arasındaki ilişkileri düzenlemekle kalmadı; aynı zamanda Washington ve Türkiye'nin de desteklediği "birleşik Suriye" vizyonunu güçlendirdi ve ülkeyi bölme girişimlerini etkisiz hale getirdi.
Anlaşmanın Ayrıntıları ve Stratejik Önemi
YPG ve Şam yönetimi arasında varılan mutabakat, Suriye'nin kuzeydoğusundaki geniş toprakların yönetimini ve güvenlik düzenlemelerini kapsıyor. Anlaşma, Arap aşiretleri ve Kürt gruplar arasındaki on yıllık gerilimi sona erdirme potansiyeli taşıyor. Haaretz yazarına göre, bu mutabakat Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmesinden sonra ortaya çıkan güç boşluğunu doldurmaya yönelik en somut adım olarak görülüyor. Barel, yazısında anlaşmanın, ABD'nin Suriye'deki askeri varlığını kalıcılaştırma ve Türkiye'nin sınır güvenliği endişelerini giderme arayışlarına bir yanıt olduğunu vurguluyor.
Bölgesel Güç Dengeleri ve Uluslararası Etkiler
Suriye'yi bölme planlarının çökmesi, bölgesel güç dengelerini de yeniden şekillendiriyor. İsrail, İran ve Rusya gibi aktörlerin Suriye'deki çıkar çatışmaları, bu anlaşmayla birlikte yeni bir aşamaya girdi. Barel, anlaşmanın, özellikle ABD ve Türkiye'nin çıkarlarını uyumlu hale getirmesi açısından kritik olduğunu ifade ediyor. Ayrıca, YPG'nin Suriye ordusuna entegrasyonu veya özerk bir yapılanma yerine merkezi hükümetle iş birliği yapması, ülkenin kuzeyindeki istikrarı artırabilir. Bu gelişme, milyonlarca yerinden edilmiş insanın geri dönüşü için de umut vaat ediyor.
Geçmişten Günümüze Bölünme Senaryoları
Suriye krizi başladığından bu yana, ülkenin etnik ve mezhepsel hatlar boyunca bölüneceğine dair pek çok senaryo üretildi. Özellikle kuzeydoğuda YPG'nin özerk bölgesi ve kuzeybatıda muhalif grupların kontrolündeki alanlar, bu senaryoların temelini oluşturuyordu. Ancak Barel, bu anlaşmanın, söz konusu senaryoların ne kadar gerçekçi olduğunu tartışmaya açtığını belirtiyor. Ona göre, ne ABD ne de Türkiye, Suriye'nin resmi olarak bölünmesini istemiyor; aksine bu ülkeler, kendi kontrolündeki bölgeler üzerinden nüfuz kazanmayı hedefliyor. Bu noktada YPG'nin Şam ile müzakere masasına oturması, ABD'nin önceliklerini de değiştirmiş görünüyor. Washington, yıllardır YPG'ye askeri ve lojistik destek verirken, şimdi bu grubun Suriye ordusuna entegrasyonunu teşvik edebilir.
Sonuç olarak, YPG-Şam anlaşması, Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruma açısından tarihi bir fırsat penceresi aralıyor. Ancak anlaşmanın uygulanması, sahadaki güç dengelerine ve uluslararası aktörlerin tutumuna bağlı olarak değişebilir. Bu tablo, Orta Doğu'nun geleceği açısından belirleyici olacak; zira Suriye'nin kaderi, bölgesel istikrarın anahtarı konumunda.