Son 10 yılda küresel askeri harcamalar yüzde 41 oranında artarak tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, 2023 yılında dünya genelinde yapılan savunma harcamaları 2.4 trilyon doları aştı. Bu artış, demokrasi endekslerinin gerilediği, otoriter rejimlerin güçlendiği ve savunma sanayii şirketlerinin rekor kârlar elde ettiği bir döneme denk geliyor.
Demokrasi gerilerken otoriter rejimler güçleniyor
Silahlanma yarışı, demokratik kurumların zayıflamasıyla paralel bir seyir izliyor. Uluslararası kuruluşların yayımladığı demokrasi raporlarına göre, dünya genelinde demokratik yönetimlerin sayısı azalırken otoriter rejimlerin sayısı artıyor. Bu eğilim, askeri harcamaların yükselmesiyle doğrudan ilişkili. Özellikle orta gelirli ülkelerde, liderlerin meşruiyetlerini güç kullanarak sağlama çabası savunma bütçelerini şişiriyor.
Savaş şirketleri rekor kâr elde ediyor
Küresel silah ticareti, savunma sanayii şirketleri için altın çağını yaşıyor. ABD merkezli beş büyük savunma şirketinin 2023 yılı toplam geliri 200 milyar doları aştı. Bu şirketlerin kâr marjları, geçmiş yıllara göre ortalama yüzde 15 arttı. Savaş bölgelerine yakın ülkelerdeki silah fabrikaları tam kapasite çalışırken, gelişmekte olan ülkeler silah ithalatına daha fazla kaynak ayırıyor.
Halk yoksullaşırken silaha milyarlar
Askeri harcamalardaki artış, sosyal harcamaları baskılıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, silahlanmaya ayrılan her 1 dolar, sağlık ve eğitime ayrılan kaynaktan kesintiye neden oluyor. Dünya Bankası raporları, askeri harcamaların yüksek olduğu ülkelerde yoksulluğun daha derin olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, zengin ile yoksul arasındaki uçurumu daha da açıyor.
Uzmanlar, mevcut eğilimin devam etmesi halinde 2030 yılına kadar küresel askeri harcamaların 3 trilyon doları bulabileceğini öngörüyor. Silahlanma yarışının ekonomik sonuçları kadar siyasi ve toplumsal sonuçları da tartışma konusu. Bir yandan güvenlik kaygıları artarken diğer yandan demokrasi ve refah arasındaki bağ giderek kopuyor. Bu paradoks, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin habercisi niteliğinde.