İzmir'in Çeşme ve Menderes ilçeleri açıklarında, Yunanistan unsurlarınca Türk karasularına geri itilen toplam 57 düzensiz göçmen, Sahil Güvenlik ekiplerinin operasyonlarıyla kurtarıldı. Olay, Ege Denizi'nde sıkça yaşanan geri itme (pushback) uygulamalarının son örneği olarak kaydedildi. Kurtarılan göçmenlerin sağlık durumlarının iyi olduğu ve gerekli işlemlerin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğü'ne teslim edileceği bildirildi.
Kurtarma operasyonunun detayları
Sahil Güvenlik Komutanlığı'ndan alınan bilgiye göre, ilk olay Çeşme açıklarında meydana geldi. Yunanistan unsurları tarafından lastik botlarla Türk karasularına itilen 32 düzensiz göçmen, ihbar üzerine bölgeye yönlendirilen Sahil Güvenlik botu tarafından kurtarıldı. Göçmenlerin arasında kadın ve çocukların da bulunduğu öğrenildi. İkinci olay ise Menderes ilçesi açıklarında yaşandı. Yunanistan unsurlarınca geri itilen 25 düzensiz göçmen, yine Sahil Güvenlik ekiplerince denizden alındı. Her iki operasyonda da göçmenlerin herhangi bir yaralanmasının olmadığı, ancak bazılarının hafif hipotermi belirtileri gösterdiği ve sağlık ekiplerince tedavi edildiği belirtildi.
Kurtarılan göçmenlerin ifadelerine göre, kendileri Yunanistan'ın Sakız Adası ve Midilli Adası yakınlarında Yunan Sahil Güvenlik ekipleri tarafından durdurulmuş, botlarına zarar verilmiş ve Türk karasularına doğru geri itilmişlerdi. Göçmenler, can yeleklerinin bile ellerinden alındığını iddia etti. Sahil Güvenlik yetkilileri, göçmenlerin üzerlerinde herhangi bir kimlik belgesi bulunmadığını, bu nedenle uyruklarının tespit edilmeye çalışıldığını açıkladı.
Geri itme uygulamaları ve uluslararası hukuk
Ege Denizi'nde Yunanistan unsurlarının geri itme uygulamaları, uluslararası hukuk ve insan hakları açısından ciddi ihlaller olarak değerlendiriliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve çeşitli insan hakları örgütleri, geri itmelerin 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesine aykırı olduğunu defalarca vurguladı. Türkiye, bu uygulamaların sistematik hale geldiğini ve son yıllarda binlerce göçmenin hayatını kaybetmesine yol açtığını belirtiyor. Yunanistan ise geri itme iddialarını reddederek, göçmenlerin kendi karasularına girmeden önce durdurulduğunu savunuyor.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Ege'de yaşanan geri itme olaylarını belgeleyerek raporlar yayımladı. Bu raporlarda, Yunanistan kıyılarına yakın bölgelerde göçmenlerin zorla geri itildiği, bazı durumlarda denizde terk edildiği ve can güvenliklerinin hiçe sayıldığı ifade ediliyor. Türkiye, konuyu uluslararası platformlarda gündeme getirerek, Yunanistan'ın insan hakları ihlallerini durdurması çağrısında bulunuyor.
Türkiye'nin göç yönetimi ve insani yaklaşımı
Türkiye, düzensiz göçmenlere yönelik insani bir politika izlediğini ve kurtarma operasyonlarını aralıksız sürdürdüğünü belirtiyor. Sahil Güvenlik Komutanlığı, Ege ve Akdeniz'de 7/24 esasına göre görev yaparak, denizde zor durumda kalan göçmenleri kurtarıyor. Kurtarılan göçmenler, önce sağlık kontrolünden geçiriliyor, ardından İl Göç İdaresi Müdürlükleri'ne teslim edilerek sığınma başvuruları alınıyor. Türkiye, aynı zamanda göçün nedenlerini ortadan kaldırmak için bölgesel ve uluslararası iş birliğinin önemine dikkat çekiyor.
Son yıllarda Ege'de artan göçmen hareketliliği, Türkiye ile Yunanistan arasında gerilime yol açıyor. Türkiye, Yunanistan'ın geri itme politikasının AB tarafından da göz yumularak sürdürüldüğünü savunuyor. Avrupa Birliği ise Türkiye ile 2016'da imzalanan Göç Mutabakatı çerçevesinde iş birliğinin devam ettiğini, ancak geri itme iddialarının araştırılması gerektiğini ifade ediyor. Uzmanlar, Ege'deki göç krizinin çözümü için kapsamlı bir insan hakları temelli yaklaşımın şart olduğunu vurguluyor.
Ege Denizi'nde yaşanan bu son olay, göçmenlerin yaşam hakkının hâlâ en temel sorun olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin kurtarma operasyonları hayat kurtarsa da, geri itmelerin önlenmesi ve uluslararası hukuka uygun hareket edilmesi için kalıcı bir mekanizma kurulması gerekiyor. Göçmenlerin sadece sayı olarak değil, insan olarak görülmesi ve onurlarının korunması, bölgesel istikrar ve insanlık vicdanı açısından kritik önem taşıyor.