Avrupa Birliği’nin (AB) gündemine aldığı 'Made in EU' etiketi zorunluluğu, Türkiye’nin 41,5 milyar dolarla ihracat şampiyonu olan otomotiv sektöründe yalnızca ana sanayiyi değil, tedarikçileri de tehdit ediyor. Türkiye Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) ve sektör paydaşları, yeni düzenlemenin tedarik zincirini de kapsadığını ve bu durumun özellikle KOBİ’ler için ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.
Tedarikçiler için yeni kriterler
AB Komisyonu’nun hazırladığı taslakta, 'Made in EU' etiketinin kullanılabilmesi için ürünün son montajının AB üyesi ülkelerde yapılmasının yanı sıra, tedarikçilerin de belirli bir oranda AB menşeli parça kullanması gerekecek. Bu oranın %45 ile %60 arasında değişmesi bekleniyor. Türkiye’den AB’ye ihraç edilen araçlarda kullanılan parçaların yaklaşık %70’i yerli tedarikçilerden sağlanıyor. Yeni düzenleme, bu parçaların AB dışı menşeli sayılması halinde Türk tedarikçilerin rekabet gücünü kaybetmesine neden olabilir.
Sektörden uyarı: Rekabetçilik tehlikede
OSD Başkanı Cengiz Eroldu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Tedarikçilerimiz için oluşacak ek maliyetler ve bürokratik yük, sektörün rekabetçiliğini doğrudan etkileyecek. AB’nin bu adımı, ticaret savaşlarının bir yansıması olarak görülmeli" dedi. Eroldu, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde avantajlı konumda olduğunu ancak yeni etiket düzenlemesinin bu avantajı aşındırabileceğini vurguladı. Özellikle Bursa, Kocaeli ve İstanbul’da yoğunlaşan tedarikçi firmalar, ihracat pazarlarını kaybetme endişesi yaşıyor.
AB'nin hedefi yerli üretimi korumak
AB, 'Made in EU' etiketiyle kendi iç pazarını korumayı ve Çin başta olmak üzere üçüncü ülkelerden gelen ürünlere karşı rekabet avantajı sağlamayı amaçlıyor. Düzenleme, otomotiv dışında beyaz eşya, makine ve elektronik gibi sektörleri de kapsıyor. Ancak otomotiv, katma değeri en yüksek sektör olduğu için en fazla etkilenecek alanlardan biri. Türkiye’nin otomotiv ihracatının %80’i AB ülkelerine yapılıyor. Bu nedenle sektör, düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde 10 milyar dolara varan ihracat kaybı yaşanabileceğini öngörüyor.
AB’nin planına göre, 'Made in EU' etiketi 2025 yılından itibaren zorunlu hale gelecek. Ancak geçiş sürecinde firmalara uyum için ek süre tanınması bekleniyor. Türkiye, bu süreçte AB ile teknik müzakereler yürüterek tedarikçiler için esneklik sağlanmasını talep ediyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı da konuyu yakından takip ediyor.
Tedarikçiler ne yapmalı?
Uzmanlar, tedarikçi firmaların Ar-Ge yatırımlarını artırarak ürünlerinin yerli katma değer oranını yükseltmeleri gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, AB dışı pazarlara açılmak da alternatif bir strateji olarak öne çıkıyor. Otomotiv Yan Sanayii Derneği (TAYSAD) Başkanı Albert Saydam, "Tedarikçilerimiz için en önemli konu, ürünlerinde kullandığımız ham madde ve ara malların AB menşeli olması. Bu da maliyetleri artıracak. Ancak orta vadede AB standartlarına uyum, ihracatçılarımız için bir fırsat da olabilir" dedi.
Sektörün bu konuda aldığı önlemler arasında, AB’de ortak girişimler kurmak ve yerelleşme stratejileri geliştirmek yer alıyor. Bazı büyük tedarikçiler, Romanya ve Bulgaristan gibi AB ülkelerine yatırım yapmayı değerlendiriyor. Ancak bu durum, Türkiye’deki istihdamı olumsuz etkileyebilir.
Değerlendirme
'Made in EU' düzenlemesi, Türkiye’nin otomotiv tedarik sanayisi için bir dönüm noktası olabilir. Kısa vadede maliyet artışı ve pazar kaybı endişesi yaratsa da, uzun vadede sektörün AB standartlarına tam uyumu ve katma değerli üretime geçişi için bir katalizör görevi görebilir. Ancak bu dönüşümün kamu desteğiyle yönetilmesi, KOBİ’lerin ayakta kalması için kritik önem taşıyor. Türkiye’nin, AB ile Gümrük Birliği güncellemesi çerçevesinde tedarikçileri koruyucu maddeler ekletmesi, sektörün geleceği açısından belirleyici olacak.