Libya'nın başkenti Trablus'un yaklaşık 40 kilometre batısındaki Zawiya Rafinerisi'ne düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısı, ülkenin enerji altyapısını hedef alan son saldırı olarak kayıtlara geçti. Saldırıda, yaklaşık 4,5 milyon litre benzinin bulunduğu bir tankta yangın çıktı. Olayın ardından Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC), ülkenin en büyük rafinerisindeki faaliyetlerin durabileceği uyarısında bulundu. Bu gelişme, ülkede zaten kırılgan olan enerji arzını daha da tehlikeye atarken, Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile doğudaki askeri lider Halife Hafter arasındaki gerilimi de yeniden alevlendirdi.
Saldırının Ayrıntıları ve Enerji Krizine Etkisi
Yerel kaynaklara göre, saldırı dün gece geç saatlerde gerçekleşti. İHA'nın hedef aldığı tank, rafinerinin ana depolama tesislerinden biriydi ve çıkan yangın itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle kontrol altına alınmaya çalışılıyor. NOC tarafından yapılan resmi açıklamada, saldırının 'terör eylemi' olarak nitelendirilerek, rafinerinin tamamen kapanması halinde batı Libya'daki yakıt dağıtımının ciddi şekilde aksayacağı belirtildi. Ülkenin günlük petrol üretim kapasitesinin önemli bir bölümünü karşılayan Zawiya, aynı zamanda Trablus'un elektrik ihtiyacını karşılayan termik santrallere de yakıt sağlıyor. Bu nedenle, uzun süreli bir kesinti, başkentte elektrik kesintilerine ve akaryakıt kuyruklarına yol açabilir.
Saldırıyı henüz üstlenen olmazken, Trablus hükümeti doğudaki Libya Ulusal Ordusu'nu (LNA) suçladı. LNA sözcüsü ise suçlamaları reddederek 'asıl hedefin ülkenin istikrarını bozmak olduğunu' öne sürdü. Bu olay, 2020'deki ateşkes anlaşmasından bu yana enerji tesislerine yönelik en ciddi saldırılardan biri olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, saldırının arkasında, ülkenin doğusundaki petrol sahalarının kontrolünü elinde tutan Hafter güçlerinin, uluslararası petrol şirketleriyle yapılan anlaşmaları baltalamak amacıyla olabileceğini belirtiyor.
Hafter'in İstihbarat Başkan Yardımcısı Öldürüldü
Rafineri saldırısıyla eş zamanlı olarak, Bingazi kentinde düzenlenen silahlı bir saldırıda, Hafter'e bağlı güçlerin istihbarat başkan yardımcısı olduğu bildirilen Albay Muhammed el-Mansuri'nin öldürüldüğü açıklandı. Saldırının, aracına yerleştirilen uzaktan kumandalı bomba ile gerçekleştirildiği belirtildi. Olayı kimse üstlenmedi ancak bazı yerel medya organları, saldırının Hafter karşıtı gruplar tarafından yapıldığını öne sürdü. Bu suikast, Hafter'in iç güvenlik ağına yönelik son dönemdeki en üst düzey saldırı olarak kayıtlara geçti. Geçen ay da LNA'nın önde gelen komutanlarından biri olan Mahmud el-Verfali, Sirte'deki bir suikast sonucu yaşamını yitirmişti. Bu gelişmeler, Hafter'in kontrolündeki bölgelerdeki güvenlik zafiyetini gözler önüne seriyor.
Siyasi Kriz ve Uluslararası Boyut
Libya, 2011 yılında Muammer Kaddafi'nin devrilmesinden bu yana siyasi kaos içinde. Ülke, biri Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti, diğeri ise Tobruk'ta bulunan ve Hafter'in askeri gücünü destekleyen temsilciler meclisi olmak üzere iki ayrı yönetimle bölünmüş durumda. 2020'de imzalanan ateşkes anlaşmasına rağmen, taraflar arasındaki siyasi müzakereler sürekli tıkanıyor. Yıl başında yapılması planlanan seçimler, anayasal ve güvenlik anlaşmazlıkları nedeniyle ertelendi. Bu belirsizlik ortamında, enerji kaynaklarının kontrolü hem iç hem de dış aktörler için kritik önem taşıyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Rusya Hafter'i desteklerken; Türkiye, Katar ve İtalya Trablus hükümetinin yanında yer alıyor. Uzmanlar, son saldırıların bu güç mücadelesinin bir yansıması olduğunu ve ülkedeki siyasi çözüm sürecini olumsuz etkileyeceğini ifade ediyor.
NOC, son saldırının ardından yaptığı açıklamada, 'enerji tesislerini hedef alan eylemlerin ülke ekonomisine ve halkın refahına verdiği zararın telafisi mümkün değildir' diyerek, uluslararası toplumu Libya'daki tarafları dizginlemeye çağırdı. BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) da saldırıyı kınayarak, 'bu tür eylemlerin ateşkesin ihlali anlamına geldiğini' belirtti.
Değerlendirme
Bu son saldırılar, Libya'daki çatışmanın ne kadar derin ve karmaşık olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Enerji altyapısını hedef alan eylemler, ülkenin yeniden inşa sürecini baltalarken; suikastlar, Hafter'in mutlak kontrolünün zayıfladığını gösteriyor. Uluslararası toplumun, Trablus ve Tobruk arasındaki diyaloğu canlandırmak için daha somut adımlar atmaması durumunda, bu kısır döngünün daha fazla kaos ve insani krize yol açması kaçınılmaz görünüyor.