Yargının bağımsızlığı, demokrasilerin olmazsa olmaz ilkelerinden biridir. Ancak son yıllarda Türkiye'de yargının siyasallaşması, hukukun üstünlüğü ilkesini zedelemiş, toplumda adalete olan güveni sarsmıştır. Abdullah Dörtlemez'in kaleme aldığı 'Hukukun Bulanık Aynası' başlıklı yazı, bu hassas dengeyi ve hukuk sistemimizdeki kırılmaları masaya yatırıyor.
Adaletin Terazisi Sallanıyor
Yargı bağımsızlığı, sadece anayasal bir ilke değil, aynı zamanda her bireyin en temel hakkıdır. Ancak Türkiye'deki mevcut durum, yargının yürütme organının gölgesinde kaldığına dair ciddi işaretler taşıyor. HSK'nın yapısı, hakim ve savcı atamalarındaki usulsüzlük iddiaları, siyasi davalardaki kararların tartışmalı olması, hukukun bulanıklaştığına dair en somut göstergelerdir.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde yapılan anayasa değişiklikleri ve yargı paketleri, hukuk sistemini dönüştürse de, bağımsızlık konusunda beklenen iyileşme sağlanamadı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL sürecinde, yargıya yönelik müdahaleler daha da belirgin hale geldi. Bu durum, AB ve uluslararası kuruluşların da sürekli eleştirilerine konu oldu.
Hukukun Politikaya Alet Edilmesi
Yargının bağımsızlığının önündeki en büyük engellerden biri, yargıçların ve savcıların siyasi baskı altında hissetmesidir. Türkiye'de iktidara yakın medya organlarında yargı kararlarına yönelik yorumlar, yargı mensuplarını doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Ayrıca, davaların siyasi aktörler lehine sonuçlanması, toplumda 'adalet dağıtılmıyor, iktidar dağıtılıyor' algısını güçlendiriyor.
Ekonomi alanında da hukuki güvencenin zayıflığı, yatırımcı güvenini olumsuz etkiliyor. Yargı süreçlerindeki belirsizlikler, Türkiye'nin uluslararası arenada saygınlığını azaltıyor. Hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi, sadece adalet için değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma için de kritik öneme sahip.
Abdullah Dörtlemez, yazısında bu sorunları cesurca dile getiriyor. Yargı bağımsızlığının sadece bir hukuk kuralı değil, aynı zamanda bir devlet aklı meselesi olduğunu vurguluyor. Hukukun bulanık aynası, toplumun yüzüne net bir şekilde yansımadıkça, demokrasinin geleceği de belirsizliğini koruyacak.
Sonuç olarak, hukuk sistemimizdeki aksaklıklar, bireysel özgürlükleri tehdit etmekte ve toplumsal barışı zedelemektedir. Yargının bağımsız ve tarafsız bir yapıya kavuşması için siyasi irade kadar, sivil toplumun da baskısı gereklidir. Hukukun bulanık aynasının temizlenmesi, hepimizin ortak sorumluluğudur.