Kamuda liyakat sisteminin çöküşüne tanıklık eden bir skandal daha yaşandı. Yükselme sınavında yazılı birincileri mülakatta elenirken, 8 ve 9'uncu sıradaki adaylar müdürlüğe atandı. Üstelik rektörün şoförü de liyakat dışı atamalar arasında yer aldı. Kamuoyunda büyük tepki çeken bu durum, meritokrasi anlayışının tamamen rafa kalktığını gözler önüne serdi.
Mülakatta birincilere geçit yok
Edinilen bilgilere göre, bir kamu kurumunda düzenlenen yükselme sınavında yazılı aşamada en yüksek puanı alan adaylar mülakatta başarısız sayılarak elendi. Buna karşılık, sıralamada 8 ve 9'uncu sırada yer alan kişiler mülakattan geçerek müdür kadrosuna atandı. Sınav sonuçlarına itiraz eden adaylar, mülakat komisyonunun keyfi ve subjektif değerlendirmeler yaptığını iddia etti. Konuyla ilgili sendika temsilcileri, "Mülakat sistemi tamamen torpile açık hale geldi. Yazılı birincileri eleyip düşük puanlıları atamak, liyakat ilkesinin ayaklar altına alınmasıdır" dedi.
Rektörün şoförü de müdür oldu
Skandal bununla sınırlı kalmadı. Aynı kurumda rektörün şoförlüğünü yapan bir kişi, herhangi bir yazılı sınava girmeden veya düşük puanla müdürlüğe atandı. Bu atamanın usulsüz olduğu ve rektörün yakın çevresine kadro açmak için yapıldığı öne sürüldü. Şoförün atanması, kurum içinde büyük bir infial yarattı. Çalışanlar, "Biz yıllardır sınavlara giriyoruz, emek veriyoruz. Ama birilerinin torpili her şeyin önüne geçiyor" şeklinde tepki gösterdi.
Liyakat sistemi çöktü mü?
Bu tür olaylar, Türkiye'de kamu yönetiminde liyakat ilkesinin ne kadar zedelendiğini bir kez daha gösteriyor. Uzmanlar, mülakatların objektif kriterlere bağlanmaması ve denetim mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle kayırmacılığın yaygınlaştığını belirtiyor. Kamu Personeli Danışma Kurulu'nun yayımladığı raporlara göre, son 5 yılda yapılan mülakatlara itiraz sayısı yüzde 300 arttı. Bu durum, sınav sistemi ne kadar adil olursa olsun, mülakatla her şeyin tersine çevrilebileceğini ortaya koyuyor.
Bağımsız değerlendirme
Kamuda liyakat, bir ülkenin kalkınması ve toplumsal adalet için vazgeçilmez bir unsurdur. Ancak bu tür skandallar, yetenek ve emeğin değil, torpil ve yakınlığın ödüllendirildiği bir sistemi işaret ediyor. Kurum içi yükselmelerde mülakatın kaldırılması veya bağımsız denetimlerle şeffaflığın sağlanması, benzer olayların önüne geçmek için hayati önem taşıyor. Aksi halde liyakat, her geçen gün daha da derin bir krize sürükleniyor.