Ankara'da bir grup vatandaş, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı kişi başına düşen ortalama gelir, tüketim ve refah göstergelerinin gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle dava açtı. 5 Ekim 2026 tarihinde Ankara Nöbetçi İdare Mahkemesi'ne sunulan dilekçede, resmi istatistiklerin gelir dağılımındaki uçurumu gizlediği ve toplumun büyük kesiminin yaşam koşullarını yansıtmadığı öne sürüldü. Davanın temel dayanağı, “kişi başına düşen ortalama” hesaplamalarının medyan gelir yerine aritmetik ortalamaya dayanması ve bu nedenle üst gelir gruplarının rakamları yukarı çekmesi.
Ortalama Gelir Hesaplamalarına Hukuki İtiraz
Dilekçede, TÜİK'in yayımladığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verilerine atıfta bulunularak, en zengin yüzde 20'lik dilimin toplam gelirden aldığı payın yüzde 45'i aştığı, en yoksul yüzde 20'nin payının ise yüzde 6'nın altında kaldığı belirtildi. Bu dağılımın, ortalama gelirin toplumun yarısı için yanıltıcı olduğunu gösterdiği ifade edildi. Davacılar, “kişi başına düşen milli gelir” veya “ortalama hane geliri” gibi göstergelerin, gerçekte nüfusun çoğunluğunun bundan çok daha az kazandığını vurguladı.
Dava dilekçesinde, “hâkim bey, ulusal istatistiklerdeki ‘kişi başına düşen ortalama'larımı istiyorum her şeyden” ifadesiyle, ortalamaların bireysel gerçekliği yansıtmadığı ve adalet duygusunu zedelediği dile getirildi. Hukuk uzmanları, bu tür davaların istatistik kurumlarının metodolojisini sorgulaması açısından emsal teşkil edebileceğini belirtiyor.
Gelir Dağılımı Adaletsizliği ve İstatistiklerin Rolü
TÜİK verilerine göre 2025 yılında kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) 13.500 dolar civarında hesaplandı. Ancak bu rakam, satın alma gücü paritesine göre düzeltilse bile, hane halkı borçluluğu ve enflasyon karşısında eriyen ücretler nedeniyle halkın büyük bölümü için gerçek bir iyileşmeye işaret etmiyor. Ekonomistler, ortalama göstergelerin yanıltıcı olduğunu, medyan gelirin ortalamanın çok altında kaldığını vurguluyor. Örneğin, 2025'te medyan hane geliri aylık 8.000 TL seviyesindeyken, ortalama hane geliri 12.000 TL'yi aşmış durumda. Bu fark, gelir dağılımındaki çarpıklığı gözler önüne seriyor.
Dava, sadece bir istatistik tartışması değil; aynı zamanda sosyal devlet ilkesinin ve adil gelir dağılımının sağlanması talebinin bir yansıması. Davacılar, TÜİK'in yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nı da sorumlu tutarak, sosyal yardımların ve vergi politikalarının bu ortalamalara göre belirlenmesinin yoksulluğu derinleştirdiğini savunuyor.
Uzman Görüşleri: Ortalama mı, Medyan mı?
İstatistik profesörü Dr. Aylin Demir, “Ortalama, uç değerlerden aşırı etkilenir. Gelir dağılımı bozuksa ortalama yanıltıcıdır. Medyan gelir, toplumun gerçek durumunu daha iyi yansıtır. TÜİK'in de artık medyan geliri ön plana çıkarması gerekiyor” dedi. Demir, birçok ülkenin refah ölçümünde medyan geliri kullandığını ekledi.
Öte yandan, TÜİK yetkilileri, uluslararası standartlara uygun olarak hem ortalama hem de medyan gelir verilerini yayımladıklarını, ancak kamuoyunda genellikle ortalama rakamların öne çıktığını belirtti. Kurum, 2026 yılı itibarıyla gelir dağılımı araştırmasını genişlettiklerini ve il bazında medyan gelirleri de açıklayacaklarını duyurdu.
Siyasi Yansımalar ve Beklentiler
Dava, muhalefet partileri tarafından da desteklendi. CHP ve İYİ Parti sözcüleri, hükümetin ekonomik politikalarını eleştirerek, “kişi başına düşen gelir” söyleminin gerçek dışı olduğunu savundu. İktidar kanadı ise, Türkiye'nin büyüme performansına dikkat çekerek, sosyal yardımların artırıldığını ve enflasyonla mücadelenin sürdüğünü ifade etti.
Mahkemenin önümüzdeki aylarda bilirkişi raporu alması ve TÜİK'ten savunma istemesi bekleniyor. Dava, istatistiklerin şeffaflığı ve güvenilirliği konusunda toplumsal bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Bağımsız araştırma kuruluşları, TÜİK verilerine olan güvenin son yıllarda azaldığını, bunun da ekonomi politikalarının etkinliğini zayıflattığını belirtiyor.
Sonuç olarak, bu dava yalnızca bir hukuki mücadele değil, aynı zamanda gelir adaletsizliğinin ve istatistiklerin toplumsal algıdaki rolünün bir yansıması. Vatandaşlar, “ortalama”ların kendilerini temsil etmediğini haykırıyor. Hükümetin ve TÜİK'in bu çağrıya kulak vermesi, sosyal barış ve ekonomik istikrar açısından kritik önem taşıyor.