Ankara’nın tarihi Ulus semtinde, Anafartalar Caddesi’ndeki VEKAM Büyük Apartman’da açılan “Bir Buzdolabından Ankara’ya Bakmak” başlıklı sergi, sıradan bir ev eşyasının etrafında şekillenen anlatısıyla kentin yakın tarihine ışık tutuyor. Sevgili arkadaşım Özlem Dengiz Uğur’un davetiyle yolumun düştüğü bu mekânda, sanatçıların buzdolabını bir metafor olarak kullanarak Ankara’nın toplumsal ve siyasi dönüşümünü nasıl ele aldıklarına tanık oldum. Sergi, 12 Eylül 1980 darbesinden bugüne uzanan süreçte değişen yaşam biçimlerini, göçü, yoksulluğu ve dayanışmayı soğuk bir mutfak aletinin içinden okumaya davet ediyor.
Buzdolabının Soğuğunda Saklı Toplumsal Hafıza
VEKAM Büyük Apartman’ın kendine özgü atmosferinde gezilen sergi, buzdolabını yalnızca bir saklama kabı olarak değil, aynı zamanda bir arşiv, bir tanık ve bir sınır objesi olarak konumlandırıyor. Sanatçıların yerleştirmelerinde 1970’lerin naylon poşetleri, gazete kupürleri, eski fotoğraflar ve mutfak eşyaları bir araya gelerek Ankara’nın gecekondu mahallelerinden site yaşamına uzanan yolculuğunu gözler önüne seriyor. Özellikle Altındağ, Dikmen ve Çinçin gibi bölgelerden derlenen hikâyeler, kentin sosyo-ekonomik coğrafyasındaki kırılmaları yansıtıyor.
Serginin küratör metninde, buzdolabının “boş zamanların değil, dolu zamanların” nesnesi olduğu vurgulanıyor. Zira buzdolabı, hangi evin neyi biriktirdiğini, neyi sakladığını ve neyi paylaştığını gösteren sessiz bir günlük gibidir. Ankara’nın siyasi tarihinde mutfaklar, her zaman direnişin, dayanışmanın ve yokluğun sahnesi olmuştur. 1970’li yıllarda mahalle kahvelerinde başlayan sohbetlerin mutfaklara taşınması, darbe dönemlerinde ise buzdolaplarının içinde saklanan kitaplar, dergiler ve hatta silahlar, bu nesnenin siyasal bir simgeye dönüşmesine yol açmıştır.
Ulus’un Çehresinde Değişen Ankara
Ulus, Ankara’nın en eski yerleşim bölgelerinden biri olarak her dönemde farklı kimliklerin kesişme noktası oldu. 1950’lerdeki modernleşme hamleleriyle başlayan süreçte, Anafartalar Caddesi boyunca yükselen apartmanlar, kentin burjuva yüzünü temsil ederken; arka sokaklarda ise göçle gelen ailelerin yaşam mücadelesi sürüyordu. VEKAM Büyük Apartman da bu ikili yapının bir yansıması olarak, hem mimari hem de toplumsal açıdan geçiş döneminin tanığı.
Sergi, bu tarihsel katmanları buzdolabı üzerinden okurken, aynı zamanda bugünün Ankara’sına da ayna tutuyor. Kentsel dönüşüm projeleriyle Ulus’un giderek betonlaşması, eski sakinlerinin başka semtlere taşınması, sergide yer alan işlerde eleştirel bir dille sorgulanıyor. Örneğin, bir sanatçının yerleştirmesinde eski bir buzdolabının kapağına yansıtılan video, yıkılan bir gecekondu mahallesinin son görüntülerini gösterirken, izleyiciyi “hafıza mekânları” üzerine düşünmeye çağırıyor.
Sanat ve Siyaset Arasında Bir Köprü
Ankara’nın siyasi kimliği, sanat üretimini her zaman etkilemiştir. Sergi, bu ilişkiyi didaktik olmaktan uzak, şiirsel bir dille kuruyor. Buzdolabının içindeki raflar, adeta bir sınıf hiyerarşisini andırır şekilde düzenlenmiş; en üst rafta “seçkin” yiyecekler, alt raflarda ise “halkın” temel gıdaları yer alıyor. Bu metafor, Türkiye’nin son 40 yıllık ekonomik ve siyasi dönüşümünü anlamak için çarpıcı bir çerçeve sunuyor.
Özlem Dengiz Uğur’un rehberliğinde gezdiğim sergide, sanatçılarla yaptığım kısa sohbetlerde, buzdolabının bir “bekleme odası” olduğu fikri sıkça vurgulandı. Tıpkı Ankara’nın, Anadolu’nun dört bir yanından gelen insanlar için bir bekleme odası olması gibi. Kimileri burada kalıcı olurken, kimileri başka şehirlere savruldu. Buzdolabının kapağı açıldığında hissedilen soğukluk, bazen bir umut, bazen de bir yokluk hissi veriyor.
Hafızayı Soğukta Saklamak
Günümüzde hızla tüketilen kent kültürüne karşı, “Bir Buzdolabından Ankara’ya Bakmak” sergisi, yavaşlamayı ve hatırlamayı öneriyor. Ulus’un ara sokaklarında dolaşırken, bir zamanlar bu mahallelerde yaşamış insanların hikâyelerini buzdolaplarının içine hapsetmek yerine, onları sanat yoluyla dolaşıma sokmak, kentin kolektif hafızasını canlı tutmanın bir yolu olarak öne çıkıyor. Sergi, 30 Eylül’e kadar VEKAM Büyük Apartman’da ziyaret edilebilir. Ankara’nın siyasi tarihine ilgi duyanlar için kaçırılmayacak bir fırsat.
Sonuç olarak, bu sergi yalnızca bir sanat etkinliği değil; aynı zamanda bir kentin nasıl değiştiğini, kimlerin bu değişimden kârlı çıktığını ve kimlerin geride kaldığını sorgulayan bir bellek çalışması. Buzdolabının soğuğu, aslında Ankara’nın sıcak ve çalkantılı tarihini muhafaza ediyor. O kapağı açtığınızda, karşınıza çıkan manzara, bugünün Türkiye’sini anlamak için de önemli ipuçları barındırıyor.