Avusturya'nın başkenti Viyana'nın kalbindeki Uygulamalı Sanatlar Müzesi'nde (MAK) sergilenen, Mısır Kraliçesi Nazlı'ya ait olduğu bilinen ve 673 elmastan oluşan tarihi bir kolye, kimliği belirsiz iki kişi tarafından çalındı. 2015 yılında açık artırmada 4 milyon 282 bin dolara satılan ve ünlü Fransız mücevher evi Van Cleef & Arpels imzasını taşıyan kolye, müzenin güvenlik kameralarına da yansıyan cesur bir soygunla yerinden alındı. Olay, uluslararası sanat çevrelerinde büyük yankı uyandırırken, müze yönetimi ve polis, iki şüphelinin yakalanması için kapsamlı bir soruşturma başlattı.
Soygun Nasıl Gerçekleşti?
Yerel saatle öğleden sonra müze ziyaretçilerinin yoğun olduğu bir anda gerçekleşen soygun, tıpkı bir film senaryosunu andırıyor. Güvenlik kameraları, iki şüphelinin müze içinde bir süre dolaştıktan sonra, kolyenin bulunduğu vitrine yaklaştığını ve kısa süre içinde camı kırarak kolyeyi alıp kaçtığını kaydetti. Olayın gerçekleştiği sırada müzede bulunan diğer ziyaretçiler, olağan bir durum olmadığını fark etmemiş; hırsızların uzaklaşması ancak alarm sisteminin devreye girmesiyle anlaşılmış. MAK Müzesi'nin güvenlik önlemleri ve alarm sistemleriyle ilgili ayrıntılı bir inceleme başlatan yetkililer, güvenlik açıklarının olup olmadığını araştırıyor.
Kraliçe Nazlı ve Kolyenin Tarihi
Mısır Kraliçesi Nazlı, 1919-1936 yılları arasında Kral Fuad'ın eşi olarak ülkenin kraliçeliğini yapmış, modern Mısır tarihinde önemli bir figür olmuştu. Van Cleef & Arpels'in usta işi tasarımı olan kolye, Art Deco döneminin nadide örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. 673 elmasın yanı sıra, kolyenin merkezinde büyük bir pırlanta yer alıyor. Bu kolyenin Kraliçe Nazlı tarafından özel günlerde takıldığı ve daha sonra İran Kraliyet Ailesi'nin koleksiyonuna geçtiği biliniyor. 2015 yılında Londra'da düzenlenen bir açık artırmada, kimliği belirsiz bir koleksiyoncu tarafından satın alınan kolye, birçok kez müzayedelere ve sergilere konu olmuştu.
Müze ve Sanat Eseri Güvenliği Tartışmaları
Bu soygun, dünya genelinde müzelerdeki güvenlik önlemlerini yeniden gündeme getirdi. Viyana'daki MAK Müzesi, daha önce de Mayıs 2023'te benzer bir soygun girişimine sahne olmuş, ancak hırsızlar başarılı olamadan yakalanmıştı. Uzmanlar, özellikle yüksek değere sahip eserlerin sergilendiği müzelerde güvenlik kameraları, alarm sistemleri ve güvenlik personelinin yanı sıra eserlerin sigortalanmasının da hayati önem taşıdığını vurguluyor. Sanat eseri hırsızlığının, uluslararası bir suç ağı tarafından planlanmış olma ihtimali üzerinde duran polis, kolyenin parçalanarak satılabileceği veya karaborsada elden çıkarılabileceği ihtimaline karşı uyarıda bulunuyor.
Soruşturma ve Uluslararası İşbirliği
Avusturya polisi, soygunla ilgili olarak Interpol ve diğer ülkelerin güvenlik birimleriyle temasa geçti. Kolyenin benzeri modelleri ve parçalarının, özellikle Avrupa ve Orta Doğu'daki lüks tüketim pazarlarında ortaya çıkması bekleniyor. Ayrıca, müzenin dijital güvenlik sistemlerinin kayıtları incelenirken, müze çalışanları da ifadeleri alınmak üzere sorgulanıyor. Viyana Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, görgü tanıklarının ifadelerine başvurulduğu ve çevredeki iş yerlerinin güvenlik kameralarının da incelendiği belirtildi.
Sanat Dünyasında Büyük Kayıp
MAK Müzesi Müdürü Lilli Hollein, olayı 'uluslararası öneme sahip bir kültürel mirasın kaybı' olarak nitelendirerek, 'Bu kolye sadece bir mücevher değil; aynı zamanda Mısır ve Avrupa tarihinin kesiştiği bir dönemin tanığıdır' şeklinde konuştu. Müze yetkilileri, kolyenin orijinal haliyle bulunması durumunda gerekli güvenlik önlemlerinin artırılarak sergilenmeye devam edileceğini, ancak şu ana kadar hiçbir ize rastlanmadığını belirtti. Sanat eseri hırsızlıkları, her yıl milyonlarca dolarlık kayba neden olurken, bu tür olayların ardından eserlerin genellikle yasa dışı pazarlarda parçalanarak veya gizlice koleksiyoncu eline geçtiğini gözlemliyoruz.
Bu soygun, kültürel mirasın korunmasının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösteriyor. Müzelerin, sadece estetik değerleriyle değil, aynı zamanda güvenlik zafiyetleriyle de gündeme gelmesi, kurumların teknolojik altyapılarını sürekli güncellemesi ve uluslararası işbirliğini güçlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Umuyoruz ki yetkili makamlar bu değerli eseri en kısa sürede bulur ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlar.