2001 yılında Türkiye, ağır bir ekonomik krizin pençesindeyken, siyasi arenada yeni bir partinin doğuşu, halka umut olmuştu. O dönemin vaatleri arasında yolsuzlukla mücadele, yasakların kaldırılması ve ekonomik refahın artırılması yer alıyordu. Aradan geçen 24 yılın sonunda, bu vaatlerin ne kadarının gerçekleştiği, ne kadarının hayal olarak kaldığı tartışma konusu. Türkiye, bugün bambaşka bir ekonomik ve siyasi tabloyla karşı karşıya.
2001 Koşulları ve İktidarın Doğuşu
2001 yılında Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), 2002 genel seçimlerinde tek başına iktidara geldi. Parti, seçim beyannamesinde "yolsuzluğun kökünü kazıma", "başörtüsü ve diğer yasakların kaldırılması" ve "her alanda refah" vaatlerini öne çıkardı. O günlerde halk, bu vaatlere büyük bir inançla sarıldı. Enflasyonun yüksek, ekonomik büyümenin istikrarsız olduğu bir ortamda, yeni iktidarın kısa sürede somut adımlar atması bekleniyordu. İlk yıllarda bu beklentilerin karşılandığı söylenebilir.
İlk On Yıl: Reformlar ve Büyüme
AK Parti'nin ilk on yılı, ekonomik reformlar ve AB müzakere süreciyle dikkat çekti. Yolsuzlukla mücadele kapsamında bazı yasal düzenlemeler yapıldı, kamu maliyesi disipline edildi. 2003-2011 arasında yüksek büyüme oranları yakalandı; enflasyon tek haneli rakamlara düşürüldü. Bu dönemde sağlıkta dönüşüm, ulaşım yatırımları ve eğitimde devrim niteliğinde değişiklikler hayata geçirildi. Yasakların kaldırılması konusunda ise başörtüsü yasağı üniversitelerde kaldırıldı, ancak kamuda bazı kısıtlamalar devam etti. Bu on yıl, iktidarın popülaritesinin zirvesi olarak görülür.
İkinci On Yıl: Merkezileşme ve Tartışmalar
Ancak 2010'lu yılların ortalarından itibaren tablo değişmeye başladı. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL, iktidarın eleştirildiği en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Yolsuzlukla mücadele vaadi, giderek artan yolsuzluk dosyaları ve kayırmacılık tartışmalarıyla gölgelendi. Muhalefet, özellikle kamu ihaleleri ve imar değişikliklerinde usulsüzlükler olduğunu iddia etti. Ekonomik refah vaadi ise 2018 yılından itibaren kur krizleri, yüksek enflasyon ve işsizlikle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Türk lirası değer kaybetti, gelir dağılımı bozuldu, orta sınıf erimeye başladı.
Son Dört Yıl: Derinleşen Kriz ve Seçim Vaadi Olarak Geçmiş
Son dört yılda ise ekonomi politikaları nedeniyle Türkiye, yüksek enflasyon ve döviz kuru dalgalanmalarıyla mücadele etti. 2021'de yaşanan kur şoku, 2022'de yüzde 85'lere ulaşan enflasyon, 2023 seçimlerinin ana gündemi oldu. İktidar, seçim öncesi bu kez "geçmişte olduğu gibi" ekonomik atılım vaat etti, ancak seçim sonrası politikalarda önemli bir değişiklik olmadı. Yolsuzlukla mücadele konusunda ise toplumda yaygın bir güven erozyonu yaşandığı, yapılan anketlerle ortaya kondu. Hakim ve savcı atamaları, yargı bağımsızlığı tartışmaları, yolsuzluk iddialarının üzerinin örtüldüğü eleştirilerine yol açtı.
Bugünkü Tablo: Vaatlerden Geriye Ne Kaldı?
Bugün gelinen noktada, 24 yıl önceki vaatlerin akıbeti tartışma konusu. Yolsuzlukla mücadele vaadi, uluslararası şeffaflık endekslerinde Türkiye'nin sürekli gerilere gitmesiyle çelişiyor. Yasakların kaldırılması konusunda kısmi ilerlemeler yaşansa da, özellikle ifade özgürlüğü ve basın üzerindeki baskılar artarak devam ediyor. Ekonomik refah ise bugün birçok vatandaş için ulaşılması güç bir hedef; yüzde 50'ye varan enflasyon, emekli maaşlarının alım gücünü düşürdü. AK Parti, hala en büyük parti olarak varlığını sürdürüyor, ancak seçmenin geleceğe dönük umudu, geçmişteki başarı hikayelerine dayanıyor.
Bağımsız Değerlendirme
Bu tablo, iktidarların kısa vadeli performansının değil, uzun vadeli sürdürülebilirliklerinin ölçülmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorunların çözümü, köklü kurumsal reformlardan ve toplumsal mutabakattan geçiyor. 2002'deki umutların bugün yerini hayal kırıklığına bırakmış olması, sadece iktidar partisinin değil, tüm siyasi aktörlerin ve toplumun ortak bir muhasebe yapmasını zorunlu kılıyor. Vaatlerin vaat olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşmesi, sandıktan çıkan her iradenin hesap verebilirlik ilkesiyle hareket etmesine bağlıdır.