Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Hürmüz Boğazı'nda bekleyen Türk sahipli gemilere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Uraloğlu, toplam 9 Türk gemisinden 7'sinin çıkma talebinde bulunduğunu ve bu gemilerin takip edildiğini belirtti. Bölgedeki gelişmelerin yakından izlendiğini vurgulayan Uraloğlu, gerekli koordinasyonun sağlandığını ifade etti.
Hürmüz Boğazı'ndaki Durum
İran ile Umman arasında yer alan Hürmüz Boğazı, dünya petrol taşımacılığının yaklaşık üçte birine ev sahipliği yapan kritik bir geçiş noktasıdır. Son dönemde bölgede artan jeopolitik gerilimler nedeniyle bazı gemiler boğazda beklemek zorunda kalmıştı. Türk sahipli gemilerin de aralarında bulunduğu bu gemiler için tahliye süreci başlatıldı. Bakan Uraloğlu, Şu anda Hürmüz Boğazı'nda 9 Türk sahipli gemimiz bulunuyor. Bunlardan 7'si çıkma talebinde bulundu. Biz de onları takip ediyoruz.
dedi.
Yetkililerin Açıklamaları
Bakan Uraloğlu, gemilerin güvenli bir şekilde bölgeden ayrılması için gerekli tüm önlemlerin alındığını belirtti. Ayrıca, uluslararası denizcilik otoriteleriyle koordinasyon halinde olduklarını ve gemilere her türlü desteğin sağlandığını ifade etti. Kalan 2 geminin durumuyla ilgili çalışmaların sürdüğünü ve en kısa sürede onların da tahliyesi için girişimlerde bulunulacağını söyledi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, gemilerin İran'a ait olduğu iddialarının asılsız olduğu, söz konusu gemilerin Türk sahipli olduğu ancak farklı bayraklar altında seyrettikleri bilgisi verildi. Yetkililer, gemilerin yükleri ve varış noktaları hakkında bilgi paylaşmazken, sürecin hassasiyetle yürütüldüğünü vurguladı.
Bu gelişme, bölgedeki tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde geldi. Hürmüz Boğazı'nda geçtiğimiz aylarda yaşanan gerginlikler, uluslararası deniz ticaretini etkilemiş ve sigorta primlerini artırmıştı. Türkiye'nin bölgedeki varlığı ve gemilerinin güvenliği, Ankara açısından öncelikli konular arasında yer alıyor.
Uzmanlar, Türk gemilerinin tahliyesinin başarıyla tamamlanması halinde, bunun Türk denizcilik sektörü açısından önemli bir başarı olarak kaydedileceğini belirtiyor. Ayrıca, bu durumun Türkiye'nin uluslararası deniz hukuku ve güvenliği konusundaki kararlılığını bir kez daha gösterdiği ifade ediliyor.