Türkiye, deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak tarih boyunca birçok yıkıcı depremle karşı karşıya kaldı. Bu gerçeğe rağmen, Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) verilerine göre ülke genelindeki konutların yaklaşık %42'sinin deprem sigortası bulunmuyor. 25 yılı aşkın süredir zorunlu deprem sigortalılık oranını artırmak için çalışmalar yürüten DASK, bu oranın düşük kalmasının riskleri konusunda uyarılarda bulunuyor. Özellikle deprem riski yüksek bölgelerde sigortasız konut sayısının fazlalığı, olası bir afette büyük ekonomik kayıplara yol açabilecek potansiyel bir tehlike olarak görülüyor.
Zorunlu Sigorta Uygulaması ve Mevcut Durum
1999 Marmara Depremi'nin ardından hayata geçirilen zorunlu deprem sigortası, 27 Eylül 2000 tarihinden itibaren uygulanmaya başlandı. DASK, bu kapsamda mesken olarak kullanılan binaların deprem riskine karşı sigortalanmasını sağlamakla görevli. Ancak, sigorta yaptırma zorunluluğu yasalarda yer almasına rağmen, uygulamada bu zorunluluğun yeterince denetlenmediği gözlemleniyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ülkede yaklaşık 20 milyon konut bulunuyor. DASK'ın 2023 yılı itibarıyla poliçe sayısı ise yaklaşık 11.5 milyon seviyesinde. Bu da yaklaşık 8.5 milyon konutun (yüzde 42) deprem sigortasına sahip olmadığını gösteriyor.
Deprem Riski ve Sigortalılık Oranı Arasındaki Uçurum
Deprem riski en yüksek bölgeler arasında yer alan Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgesi'nde bile sigortalılık oranlarının düşük olması dikkat çekiyor. Özellikle İstanbul'da konutların yaklaşık üçte biri deprem sigortası kapsamı dışında. İzmir ve Bursa gibi deprem riski yüksek illerde de benzer bir tablo söz konusu. Uzmanlar, bu durumun olası bir depremde can kaybının yanı sıra ekonomik kayıpların da katlanarak artmasına neden olabileceğine dikkat çekiyor. Sigortasız konutların çoğunluğunun kentsel dönüşüm bölgelerinde, eski yapılarda ve kiracıların yaşadığı binalarda yoğunlaştığı belirtiliyor.
Sigorta Yaptırmama Nedenleri ve Çözüm Önerileri
Sigorta yaptırmama nedenlerinin başında ekonomik nedenler geliyor. Özellikle dar gelirli aileler, prim ödemekte güçlük çekiyor. Ayrıca, sigorta bilincinin yetersizliği ve deprem riskinin göz ardı edilmesi de önemli etkenler arasında. Uzmanlar, zorunlu deprem sigortasının herkesi kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguluyor. Bu kapsamda, sigorta primlerinin devlet tarafından sübvanse edilmesi, özellikle dar gelirli vatandaşlara yönelik teşviklerin artırılması ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi öneriliyor. DASK Genel Müdürlüğü, sigortalılık oranını artırmak için kamu spotları, eğitim seminerleri ve yerel yönetimlerle iş birliği gibi çeşitli projeler yürütüyor.
Olası Bir Depremin Sonuçları ve Değerlendirme
Uzmanlar, olası büyük bir depremde sigortasız konut sayısındaki bu yüksek oranın, devletin yükünü artıracağına ve hasar tazmini süreçlerini zorlaştıracağına işaret ediyor. Deprem sonrası yapılacak yardımlar, sigortalı ve sigortasız ayrımı gözetmeksizin devletin kaynaklarını zorlayacak. Bu nedenle, deprem sigortasının yaygınlaştırılması sadece bireysel bir güvence değil, aynı zamanda ülke ekonomisinin korunması açısından da kritik bir önem taşıyor. Öte yandan, deprem bilincinin artması ve kentsel dönüşüm projelerinin hız kazanması, sigortalılık oranının artmasına katkı sağlayabilir. Ancak, bu konuda atılacak adımların etkili olabilmesi için toplumsal farkındalığın artırılması ve sigortacılık sektörünün güçlendirilmesi gerekiyor. Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke olarak, sigortalılık oranlarının yükseltilmesi kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak karşımızda duruyor.