Türkiye'de son bir buçuk yılda belediyelere yönelik operasyonlar, yargının alışılmış pratiğinin ötesine geçerek adeta atak bir gövde gösterisi alanına dönüştü. Bu süreçte onlarca belediye başkanı, belediye başkan yardımcıları, bürokratlar, memurlar, belediye işçileri ve kamu görevlisi sıfatı taşımayan yurttaşlar, siyasi nedenlerle gözaltına alındı ya da haklarında adli işlem başlatıldı. Özellikle muhalefet partilerinin yönettiği belediyelere yönelik bu uygulamalar, kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı.
Operasyonların Boyutu ve Hedefleri
İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 2023 yerel seçimlerinin ardından başlayan süreçte, çoğunluğu CHP'li belediyeler olmak üzere toplam 45 belediye başkanı hakkında soruşturma açıldı. Bu başkanlardan 28'i gözaltına alındı, 15'i tutuklandı. Ayrıca, 120'den fazla belediye meclis üyesi, 200'ü aşkın belediye bürokratı ve çok sayıda belediye işçisi hakkında da çeşitli iddialarla işlem yapıldı. Operasyonların büyük bir kısmı, terör örgütü üyeliği, FETÖ üyeliği, PKK propagandası yapmak, ihale usulsüzlüğü ve zimmet gibi suçlamalara dayanıyor.
Ancak, sivil toplum örgütleri ve hukukçular, bu suçlamaların birçoğunun ciddi delillere dayanmadığını, aksine siyasi bir hedef gözetilerek başlatıldığını savunuyor. Örneğin, İstanbul'un Beylikdüzü ilçesinde gözaltına alınan bir belediye meclis üyesinin, sadece sosyal medya paylaşımları nedeniyle suçlandığı, bu paylaşımların ise ifade özgürlüğü kapsamında olduğu belirtiliyor. Benzer şekilde, Mardin'in Artuklu ilçesinde gözaltına alınan bir belediye işçisinin, sendikal faaliyetleri nedeniyle hedef gösterildiği iddia ediliyor.
Hukuki Süreçteki Tartışmalı Noktalar
Gözaltı sürelerinin uzunluğu, avukatlara erişimin kısıtlanması ve delillerin gizliliği gibi konular, hukuki sürecin en çok eleştirilen yönleri arasında. Özellikle, gözaltına alınan kişilerin ifadeleri alınırken avukat bulundurma hakkının ihlal edildiği yönünde çok sayıda şikayet bulunuyor. Avukatlar, müvekkillerinin dosyalarına erişemediklerini, savunma haklarının kısıtlandığını ve bu durumun savunma hakkının özünü ihlal ettiğini dile getiriyor.
Bir diğer tartışma konusu ise, operasyonların zamanlaması. Muhalefet partileri, özellikle yerel seçimlerden hemen sonra başlayan bu operasyonların, belediyelerin hizmet üretimini felç etmeyi amaçladığını öne sürüyor. Seçimle iş başına gelen belediyelerin, görevlerini yapamamaları için ellerinden geleni yaptıklarını savunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Belediyelerimiz, halkın oyuyla seçildi. Ancak iktidar, bu iradeyi tanımıyor. Belediyeleri kayyumlarla ya da bu operasyonlarla ele geçirmeye çalışıyor" ifadelerini kullandı.
Benzer Operasyonların Geçmişi
Bu operasyonlar, Türkiye'de ilk kez yaşanmıyor. 2016 yılında FETÖ soruşturmaları kapsamında, aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu yüzlerce kişi görevden alınmış, yerlerine kayyum atanmıştı. Yine 2019 yerel seçimlerinin ardından, özellikle HDP'li belediyelere yönelik kayyum uygulamaları gündeme gelmişti. Bugün ise, muhalefetteki CHP'nin kazandığı belediyeler de benzer bir süreçten geçiyor.
Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik 'terör soruşturması' kapsamında iki kez başlatılan operasyonlar, kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. İBB Genel Sekreter Yardımcısı ve bazı bürokratların gözaltına alınması, belediyenin faaliyetlerini durma noktasına getirmişti. Benzer şekilde, Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik de çeşitli soruşturmalar yürütülüyor.
Kamuoyu ve Sivil Toplumdan Tepkiler
Bu gelişmeler, birçok sivil toplum kuruluşu, meslek odası ve baro tarafından yakından takip ediliyor. Türkiye Barolar Birliği, yaptığı açıklamada, "Hukukun üstünlüğünün sağlanması, herkesin suçu sabit olana kadar masum sayılması ilkesine bağlı kalınması gerektiğini" vurguladı. Ayrıca, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar da Türkiye'deki belediye operasyonlarına ilişkin endişelerini dile getirdi.
Öte yandan, iktidar kanadı, operasyonların siyasi bir motivasyonla yapılmadığını, yargının bağımsız kararları doğrultusunda yürütüldüğünü savunuyor. Adalet Bakanı, yaptığı açıklamada, "Yargı, millet adına bağımsız ve tarafsız olarak karar verir. Belediyelere yönelik yürütülen soruşturmalar, suç işlendiği yönündeki somut delillere dayanmaktadır. Kimsenin hakkını gasp etmek söz konusu değildir" dedi.
Sonuç olarak, belediyelere yönelik operasyonlar, Türkiye'nin gündeminde üst sıralarda yer almaya devam ediyor. Bu operasyonların hukuki mi yoksa siyasi mi olduğu tartışması, uzun süre daha konuşulacak gibi görünüyor. Ancak şu bir gerçek ki, belediyelerin elindeki yetkilerin ve kaynakların, iktidar tarafından muhalifleri baskılamak için kullanıldığı yönündeki eleştiriler her geçen gün artıyor. Hukukun üstünlüğü ilkesinin korunması ve yargının bağımsızlığının güvence altına alınması, bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılabilmesi için elzemdir.