Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılının ikinci çeyreğine (Nisan-Haziran) ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) verilerini açıkladı. Buna göre, Türkiye ekonomisi bu dönemde geçen yılın aynı çeyreğine kıyasla yüzde 2,3 oranında büyüme gösterdi. Bu rakam, piyasa beklentileri olan yüzde 3 civarındaki tahminlerin altında kalırken, ekonominin yavaşlama sinyallerini güçlendirdiği yorumlarına yol açtı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH ise bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,1 artış kaydetti. Böylece üç çeyrek üst üste daralma endişeleri kısmen hafifledi.
Büyümenin Kaynakları
İkinci çeyrekte büyümenin ana itici gücü, yılın ilk çeyreğinde güçlü bir görünüm sergileyen hizmet sektörü oldu. Hizmet sektörü yıllık bazda yüzde 3,5 oranında artış gösterdi. İnşaat sektörü ise yüzde 5,2 ile en hızlı büyüyen sektör olarak öne çıktı. Buna karşılık, sanayi sektörü yüzde 1,8'lik artışla sınırlı bir performans sergilerken, tarım sektörü yüzde 0,9 ile beklentilerin altında kaldı. Özellikle iç tüketim ve kamu harcamaları büyümeyi destekleyen unsurlar arasında yer aldı. Ancak net ihracatın büyümeye katkısı negatif oldu; ithalat artışı ihracattan daha güçlü gerçekleşti. Hane halkı tüketimi yıllık bazda yüzde 3,2 ile dikkat çekti, yatırımlar ise makine ve teçhizat yatırımlarındaki canlılık sayesinde yüzde 7,1 gibi yüksek bir artış gösterdi.
Çeyreklik Bazda İyileşme
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,1'lik artışla teknik resesyondan çıkışa işaret etti. 2024 yılının ilk çeyreğinde yüzde 0,4'lük daralma yaşanmış, bu da üst üste ikinci çeyrek daralma anlamına gelen teknik resesyon olasılığını gündeme getirmişti. Bu sonuçla birlikte ekonominin yumuşak iniş senaryosuna uygun olarak denge bulmaya çalıştığı değerlendiriliyor. Ancak büyüme hızındaki belirgin yavaşlama, sıkı para politikasının etkilerini giderek daha fazla hissettirdiğini gösteriyor.
Sektörel Analiz
TÜİK verilerine göre, ikinci çeyrekte gayrisafi yurt içi hasılayı oluşturan faaliyetler incelendiğinde, hizmet sektörünün yanı sıra bilgi ve iletişim faaliyetleri dikkat çekti: Bu sektör yıllık bazda yüzde 8,4 gibi güçlü bir artış kaydetti. Madencilik ise yüzde 3,4 ile en fazla daralan sektör oldu. Kamu yönetimi, eğitim ve sağlık hizmetlerini kapsayan kamu hizmetleri yüzde 2,9'luk büyüme gösterdi. İmalat sanayi, ekonominin geneline paralel olarak yüzde 1,3'lük sınırlı bir artış yaşadı. Satın alma gücü paritesiyle kişi başına GSYH böylece 14 bin 112 dolar olarak hesaplandı. Cari fiyatlarla GSYH ise 2024'ün ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 62,3 artışla 9 trilyon 114 milyar 195 milyon liraya ulaştı.
Enflasyon ve Para Politikası
Bu büyüme rakamlarının açıklanması, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) sıkılaştırma adımlarını sürdürdüğü bir döneme denk geldi. TCMB, enflasyonu kontrol altına almak için faiz oranlarını yüksek seviyelerde tutuyor. Bu durumun kredi talebini ve iç tüketimi baskıladığı, ancak ihracatı artırmada henüz istenilen seviyeye ulaşamadığı belirtiliyor. İkinci çeyrekte büyümenin yüzde 2,3 ile potansiyelin altında kalması, ekonomi yönetiminin gelecek dönemde büyümeyi destekleyici adımlar atması gerektiği şeklinde yorumlanıyor. Ancak bu adımların enflasyonla mücadeleyi zora sokmaması önem taşıyor.
Kısa Vadeli Görünüm
Uzmanlar, yılın geri kalanına ilişkin olarak ikinci çeyrek büyümesinin ardından ekonominin yavaş butonuna bastığı görüşünde hemfikir. Geçtiğimiz yılın yüksek baz etkisinden dolayı yıllık büyümenin yüzde 3 civarında gerçekleşmesi bekleniyor. Ancak bu beklenti, küresel ekonomideki durgunluk ve jeopolitik riskler nedeniyle aşağı yönlü riskler taşıyor. Öte yandan, özellikle Avrupa Birliği ülkelerindeki zayıf talep, Türkiye'nin en büyük ihracat pazarını oluşturduğundan, ihracattaki toparlanmanın yavaş kalmasına yol açıyor. Bu çerçevede, büyümenin sürdürülebilmesi için yapısal reformlara olan ihtiyaç her zamankinden daha fazla vurgulanıyor.
Sonuç olarak, Türkiye ekonomisinin göstermiş olduğu bu yüzde 2,3'lük büyüme, ekonominin yavaşladığı ancak dirençli olduğunu ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde, enflasyonla mücadelenin devamı ve finansal istikrarın korunması önemli olacaktır. Sıkı maliye politikasıyla desteklenen sıkı para politikası, orta vadede fiyat istikrarını sağlayarak sürdürülebilir büyümenin önünü açabilir. Bu süreçte verimlilik artışına yönelik reformların hayata geçirilmesi, ekonominin üretken kapasitesini güçlendirecek ve dış şoklara karşı dayanıklılığını artıracaktır.