Türkiye ekonomisi, bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 2,3'lük büyüme kaydederek kesintisiz büyüme sürecini 24 çeyreğe, yani tam 6 yıla taşıdı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre, gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) 1,7 trilyon doları aşarak tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Bu performans, küresel ekonomideki belirsizliklere ve iç talepteki dalgalanmalara rağmen ekonominin direncini ortaya koydu.
Büyümenin Arkasındaki Dinamikler
İkinci çeyrekteki büyümede en dikkat çekici kalem, tarım sektöründeki hızlı toparlanma oldu. Tarım, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,2 büyüyerek ekonomik aktiviteye güçlü katkı sağladı. Özellikle tahıl üretimindeki artış ve ihracata yönelik tarımsal ürünlerdeki canlanma, sektörün performansını destekledi. Sanayi sektörü ise yüzde 2,1'lik büyüme ile istikrarlı seyrini sürdürdü. İmalat sanayiindeki kapasite kullanım oranlarının yüksek seyretmesi ve ihracatın güçlü gelmesi sanayi üretimini olumlu etkiledi. Hizmet sektörü de yüzde 2,8'lik büyüme ile ekonominin lokomotifi olmaya devam etti. Özellikle turizm gelirlerindeki artış ve iç tüketimin canlılığı bu sektörü besledi.
Tüketim harcamaları, büyümenin ana itici gücü olmaya devam etti. Hanehalkı tüketimi yüzde 3,5 artarken, kamu harcamaları yüzde 2,9 yükseldi. Yatırımlar ise yüzde 1,8'lik artışla daha ılımlı bir seyir izledi. Özellikle inşaat sektöründeki yavaşlamaya rağmen makine-teçhizat yatırımlarındaki ivme dikkat çekti. Net ihracat ise büyümeye negatif katkı yaptı; ithalattaki artış, ihracattaki artışı geride bıraktı. Ancak dış ticaret açığının büyüme üzerindeki olumsuz etkisi, iç talebin gücü sayesinde sınırlı kaldı.
Uzun Süreli Büyümenin Bağlamı ve Geleceği
Türkiye ekonomisi, 2018 yılındaki kur şoku ve 2020'deki pandemiye rağmen büyümesini kesintisiz sürdürdü. Bu süreçte uygulanan politikalar, ekonomik çeşitlendirme ve ihracatın artırılmasına yönelik çabalar büyümenin sürdürülebilirliğini sağladı. 24 çeyrek kesintisiz büyüme, gelişmekte olan ülkeler arasında nadir görülen bir başarı olarak değerlendiriliyor. Bu durum, uluslararası yatırımcıların Türkiye'ye olan ilgisini artırırken, Türk lirasının istikrarına da olumlu yansıdı. Ancak uzmanlar, büyümenin kompozisyonu konusunda uyarılarda bulunuyor. İç talebe dayalı büyüme, cari açığın genişlemesine ve enflasyonist baskıların artmasına yol açabilir. Bu nedenle, büyümenin sürdürülebilirliği için tasarruf oranlarının artırılması, katma değeri yüksek üretime geçilmesi ve verimlilik artışının sağlanması gerektiği ifade ediliyor.
Hükümet yetkilileri, büyüme rakamlarını memnuniyetle karşılayarak, ekonomi programının meyvelerini verdiğini belirtiyor. Programın ana hedefi olan enflasyonu düşürme ve cari dengeyi iyileştirme noktasında atılan adımların sonuçlarının önümüzdeki dönemde daha belirgin olacağını vurguluyor. Önümüzdeki çeyreklerde büyümenin yavaşlaması beklenirken, Türkiye'nin potansiyel büyüme hızı olan yüzde 4-4,5 bandının üzerinde kalması halinde bu sürecin devam edeceği öngörülüyor. Küresel risklerin devam etmesi, finansal koşullardaki sıkılaşma ve seçim öncesi belirsizlikler, ekonomik aktiviteyi sınırlayan faktörler arasında görülüyor. Ancak mevcut veriler, Türkiye ekonomisinin bu zorluklara karşı dayanıklılığını gösteriyor ve büyümenin bir süre daha devam edebileceğine işaret ediyor.