Mersin'in Anamur ilçesinde bulunan 200 yıllık tarihi su değirmeni, Toros Dağları'ndan gelen kar sularıyla yeniden canlandı. Değirmen, bölge halkının mısırını öğütürken, aynı zamanda nesiller boyu süregelen bir kültürü de geleceğe taşıyor. Yöre sakinleri, bu tarihi yapının ayakta kalması için seferber olurken, değirmenin turizme kazandırılması da gündemde.
Doğanın ve tarihin buluştuğu nokta
Toros Dağları'nın eteklerinde, yemyeşil bir vadide konumlanan değirmen, yaklaşık 200 yıl önce taş ve ahşap malzemeden inşa edilmiş. Uzun yıllar bakımsız kalan yapı, son dönemde köylülerin girişimiyle restore edildi. Değirmenin çarkı, Toroslar'ın zirvesinde eriyen kar sularının oluşturduğu dere sayesinde dönüyor. Suyun gücüyle hareket eden taş değirmen, saatte yaklaşık 50 kilogram mısır öğütebiliyor. Üretilen mısır unu, hem köylülerin kendi ihtiyaçları için kullanılıyor hem de çevre köylere satılıyor.
Kültürel mirasın yaşatılması
Değirmenin işletmecisi 65 yaşındaki Mehmet Acar, “Dedemden kalma bu değirmeni yaşatmak için elimizden geleni yapıyoruz. Toroslar'ın suyu olmazsa bu değirmen dönmez. Suyun geldiği kanalları temizliyor, çarkın bakımını yapıyoruz. Gençler bu işe ilgi göstermiyor ama biz ölene kadar bu geleneği sürdüreceğiz” dedi. Bölgede benzeri birçok değirmen bulunurken, bunların çoğu teknolojinin gelişmesiyle kullanılmaz hale gelmiş. Anamur Belediyesi ise tarihi değirmenleri koruma altına almak ve kültür turizmine kazandırmak için çalışma başlattı.
Turizm potansiyeli ve gelecek planları
Değirmen, son yıllarda doğa turizmi kapsamında ziyaretçi çekmeye başladı. Özellikle hafta sonları yerli turistlerin uğrak noktası haline gelen yapı, fotoğraf tutkunları için de cazip bir mekan. Yetkililer, değirmenin çevresine bir mesire alanı yapmayı ve yöresel ürünlerin satıldığı bir pazar kurmayı planlıyor. Anamur Kaymakamlığı, bu tür projelerin hem kültürel mirası koruyacağını hem de bölge ekonomisine katkı sağlayacağını belirtiyor.
200 yıllık su değirmeni, Toros Dağları'nın bereketli sularıyla dönmeye devam ederken, modern çağın gürültüsünden uzakta, geçmişin sessiz tanıklığını yapıyor. Bu tür yapıların korunması, sadece bir meslek ya da geçim kaynağı değil, aynı zamanda bir kültür ve tarih bilincinin canlı tutulması anlamına geliyor. Anamur örneği, yerel yönetimlerin ve halkın iş birliğiyle tarihi mirasın nasıl yaşatılabileceğine dair önemli bir model sunuyor.