İstanbul Tabip Odası, son aylarda cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin sağlık haklarının ihlal edildiğine ilişkin çok sayıda başvuru aldığını ve bu durumun özellikle 'kuyu tipi' cezaevlerinde yoğunlaştığını açıkladı. Oda, mahpusların günde yalnızca iki saat açık havaya çıkabildiğini, ilaçlara erişimde ciddi sorunlar yaşandığını ve kelepçeli muayene gibi uygulamaların devam ettiğini belirterek kritik uyarılarda bulundu.
Sağlık hakkı ihlalleri ve başvurular
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada, cezaevlerinden gelen başvurularda sağlık hakkı ihlallerinin arttığına dikkat çekildi. Açıklamada, “Tutuklu ve hükümlülerden gelen talepler; ‘kuyu tipi’ olarak adlandırılan yüksek güvenlikli cezaevlerindeki yaşam koşulları, ilaçlara erişim, kelepçeli muayene, açlık grevleri sırasında sağlık hizmeti sunumu ve yetersiz sağlık personeli gibi başlıklarda yoğunlaşmaktadır” denildi.
Odadan yapılan açıklamada, cezaevlerinde yaşanan sorunların yalnızca mahpusları değil, aynı zamanda sağlık çalışanlarını da etkilediği vurgulandı. Özellikle kuyu tipi cezaevlerinde çalışan hekimlerin, standart muayene koşullarından yoksun ortamlarda hizmet vermek zorunda kaldığı, bu durumun mesleki etik açısından da sorunlar yarattığı belirtildi.
Günde iki saat açık hava: yaşam koşulları ağır
İstanbul Tabip Odası, kuyu tipi cezaevlerindeki mahpusların günde yalnızca iki saat açık havaya çıkarıldığını hatırlatarak, bu durumun temel bir yaşam hakkı ihlali olduğunu kaydetti. Açıklamada, “İnsanın doğayla temasının bu derece kısıtlanması, fiziksel ve ruhsal sağlığı olumsuz etkiler. Bu durum, Hekimler ve diğer sağlık çalışanları olarak tıbbi açıdan kabul edilemez” ifadelerine yer verildi.
Uzmanlar, açık hava süresinin azlığının yanı sıra hücrelerin fiziksel koşullarının da sağlık riskleri barındırdığını belirtiyor. Doğal ışığın yetersizliği, havalandırma sorunları ve izolasyonun, mahpuslarda D vitamini eksikliği, depresyon ve kaygı bozukluklarına yol açabileceği ifade ediliyor. Açıklamada, bu koşulların “kuyu tipi” adlandırmasının haksız olmadığını gösterdiği vurgulandı.
İlaçlara erişim ve kelepçeli muayene sorunu
Odadan yapılan açıklamada, cezaevlerinde ilaçların temin edilmesinde yaşanan aksaklıkların ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı belirtildi. Kronik hastalığı bulunan mahpusların ilaçlarının düzenli verilmediği belirtilirken, özellikle psikiyatrik tedavi görenlerin durumunun vahim olduğu aktarıldı. Açıklamada, “İlaçların zamanında ve uygun dozda verilmesi, hekimin reçetesine uygunluk ve süreklilik esastır. Bu konudaki ihmaller telafisi güç zararlara yol açabilir” denildi.
Kelepçeli muayene uygulamasına da değinilen açıklamada, bu uygulamanın tıbbi etik ve insan hakları açısından kabul edilemez olduğu vurgulandı. Hekimlerin, hastasını muayene ederken gerekli fiziksel teması kuramamasının tanı ve tedaviyi güçleştirdiği ifade edilerek, “Kelepçeli muayene, hekimlik uygulamalarına aykırıdır; bu durum hem hastanın hem de hekimin güvenliğini tehlikeye atmaktadır” denildi.
Açlık grevleri ve sağlık hizmeti sunumu
İstanbul Tabip Odası, cezaevlerinde devam eden açlık grevleri sırasında sağlık hizmetlerinin yetersiz kaldığını belirtti. Açlık grevindeki mahpusların takibinin titizlikle yapılması gerektiğine işaret edilen açıklamada, “Açlık grevleri, tıbbi açıdan yakın takip gerektiren durumlardır. Mahpusların yaşamsal bulgularının düzenli ölçülmesi, gerektiğinde müdahale edilmesi şarttır. Ancak sağlık personelinin sayısının azlığı ve erişim güçlüğü bu süreci ciddi şekilde aksatmaktadır” denildi.
Oda, sağlık çalışanlarının cezaevlerinde karşılaştığı güçlüklere dikkat çekerek, bu kurumlarda görev yapan hekim ve hemşirelerin de desteklenmesi gerektiğini bildirdi.
Değerlendirme
Cezaevleri, toplumun en kırılgan kesimlerinden birini barındırır; sağlık hakkı ise evrensel bir insan hakkıdır. İstanbul Tabip Odası’nın bu uyarıları, cezaevi koşullarının iyileştirilmesi için önemli bir çağrı niteliğindedir. Özellikle kuyu tipi cezaevlerindeki yaşam koşullarının insan onuruyla bağdaşmadığı açıktır. Tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerine erişimi, yalnızca yasal bir yükümlülük değil, toplum sağlığının da ön koşuludur. Bu bağlamda, yetkililerin Tabip Odası’nın raporlarını dikkate alması ve acil önlemler alması beklenmektedir.