ABD'li bilim insanları, hamileliğin son üç ayında plasenta tarafından üretilen PlGF (Plasental Büyüme Faktörü) proteinindeki düşüşün, doğacak çocukta Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gelişme riskini 2,6 kat artırdığını ortaya koydu. Saygın tıp dergisi JAMA Psychiatry'de yayımlanan araştırma, plasental sağlığın nörogelişimsel bozukluklarla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteren en kapsamlı çalışmalardan biri olarak kayıtlara geçti. Çalışma, hamilelik takibinde rutin olarak kullanılabilecek bir biyobelirteç potansiyeli taşıyor.
PlGF Düşüklüğü DEHB ile İlişkilendirildi
Araştırma kapsamında, hamileliklerinin son trimesterinde olan binlerce kadının plasenta örnekleri ve kan değerleri incelendi. PlGF seviyeleri düşük olan annelerin çocuklarının, ilerleyen yaşlarda DEHB tanısı alma olasılığının 2,6 kat daha yüksek olduğu belirlendi. PlGF, plasentanın sağlıklı gelişimi ve fetüse yeterli oksijen ve besin taşınması için kritik bir protein. Düşük seviyeler, plasental yetmezlik ve rahim içi büyüme kısıtlılığı gibi komplikasyonlarla ilişkiliydi. Ancak bu kez doğrudan çocukluk çağı psikiyatrik bozukluklarıyla bağlantı kuruldu.
Çalışmanın yazarları, bulguların DEHB'nin yalnızca genetik veya çevresel faktörlerle değil, aynı zamanda anne karnındaki plasental işlev bozukluklarıyla da tetiklenebileceğini gösterdiğini vurguladı. Özellikle hamileliğin 28. haftasından sonra plasentada meydana gelen yapısal veya işlevsel sorunların, beyin gelişimini olumsuz etkileyerek dikkat ve davranış kontrolü üzerinde kalıcı etkiler bırakabileceği belirtiliyor.
DEHB Riski ve Erken Müdahale İmkânı
DEHB, çocukluk çağının en yaygın nörogelişimsel bozukluklarından biri. Dünya genelinde okul çağındaki çocukların yaklaşık %5-7'sinde görülüyor. Türkiye'de yapılan çalışmalar da benzer oranlara işaret ediyor. Araştırma, DEHB'nin biyolojik temellerine dair yeni bir pencere açarken, erken tanı ve önleyici müdahale stratejileri için de umut veriyor.
PlGF seviyelerinin hamilelik sırasında basit bir kan testiyle ölçülebilmesi, risk altındaki bebeklerin doğumdan önce tespit edilmesini sağlayabilir. Bu sayede, doğum sonrası dönemde çocuklara yönelik yakın takip ve destekleyici terapilerle DEHB semptomlarının şiddeti azaltılabilir veya önlenebilir. Araştırmacılar, plasental faktörlerin beyin gelişimindeki rolünü daha iyi anlamak için uzun vadeli kohort çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.
Bilim Dünyasında Yankı Uyandırdı
JAMA Psychiatry'de yayımlanan makale, hakem değerlendirmesinden geçtikten sonra geniş yankı buldu. Kadın doğum ve çocuk psikiyatrisi uzmanları, bulguların klinik pratiği değiştirebileceğini söylüyor. Şu anda plasental büyüme faktörü ölçümü, preeklampsi gibi hastalıkların teşhisinde kullanılıyor; ancak DEHB riskini öngörmede rutin bir tarama aracı haline gelmesi için daha fazla doğrulama çalışması gerekiyor.
Öte yandan, araştırmanın sınırlılıkları da bulunuyor. Çalışma gözlemsel olduğu için nedensellik kanıtlanamıyor; sosyoekonomik faktörler, anne yaşı, beslenme alışkanlıkları gibi değişkenler tam olarak dışlanamıyor. Yine de büyük örneklem büyüklüğü ve biyolojik mekanizmanın tutarlılığı, sonuçları güçlendiriyor.
Plasenta Sağlığı ve Nörogelişim
Plasenta, gebelik boyunca fetüsün yaşam desteği olarak görev yapıyor. Anne ile bebek arasındaki besin, oksijen ve atık madde alışverişini sağlıyor; aynı zamanda hormon üretiyor. Plasental işlev bozuklukları, sadece gebelik komplikasyonlarına değil, doğum sonrası dönemde de çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor. Son yıllarda yapılan çalışmalar, plasentanın beyin gelişimini etkileyen faktörleri salgıladığını gösteriyor. PlGF de bunlardan biri.
Bu araştırma, plasentanın sadece bir taşıyıcı değil, aynı zamanda nörogelişimsel programlamada aktif bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla hamilelik takiplerinde plasental sağlığın izlenmesi, sadece anne ve bebek sağlığı için değil, çocuğun uzun vadeli nöropsikiyatrik sağlığı için de kritik önem taşıyor.
Sonuç olarak, bu çalışma DEHB'nin anne karnındaki kökenlerine dair önemli bir kanıt sunuyor. Plasental PlGF düşüklüğü, gelecekte DEHB riskini öngören bir tarama testi olarak kullanılabilir. Ancak kesin bir tarama aracı haline gelmesi için farklı popülasyonlarda tekrarlanması ve müdahale çalışmalarıyla desteklenmesi gerekiyor. Yine de bulgular, erken müdahale ve önleyici psikiyatri açısından umut vadediyor.