İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşan erken seçimler öncesinde anketlerde geride olmanın verdiği panikle, iç ve dış politikada giderek artan bir saldırganlık sergiliyor. Son olarak, Gazze'nin tamamının işgal edilebileceği yönündeki açıklamaları, bölgede zaten kırılgan olan dengeleri daha da germiş durumda. Netanyahu'nun bu çıkışı, yalnızca Filistinli grupları değil, aynı zamanda İran, Türkiye ve hatta İngiltere gibi ülkeleri de hedef alarak bölgesel bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.
Seçim Endişesi ve Yükselen Retorik
Netanyahu'nun son günlerdeki açıklamaları, seçim kaybetme korkusunun giderek daha belirgin hale geldiğini gösteriyor. Muhalefetteki Birleşik Arap Listesi'nin (Ra'am) koalisyona dahil olma ihtimalinin artması, Netanyahu'nun iktidarını kaybetme senaryosunu güçlendiriyor. Bu durum, Başbakan'ı tabanını konsolide etmek adına daha sert bir söylem benimsemeye itiyor. İsrail basınına yansıyan haberlere göre, Netanyahu kapalı kapılar ardında yaptığı toplantılarda, "Ya onlar ya biz" diyerek seçimleri bir varoluş mücadelesi olarak çerçevelendiriyor. Bu söylem, özellikle sağ kanat seçmen üzerinde etkili olmayı amaçlasa da, bölgedeki tansiyonu tehlikeli bir şekilde yükseltiyor.
Netanyahu'nun son tehditlerinin odağında ise Gazze yer alıyor. Hamas'ın roket saldırılarına karşılık olarak başlatılan askeri operasyonların, artık "sınırlı" olmaktan çıkıp "toplam işgale" dönüşebileceği sinyali veriliyor. Başbakan'ın, "Gerekirse tüm Gazze'yi işgal ederiz" sözleri, uluslararası toplumun tepkisini çekerken, bölgede yeni bir insani felaketin habercisi olarak yorumlanıyor. Uzmanlar, bu tür bir işgalin, İsrail'in uluslararası alanda daha da yalnızlaşmasına yol açacağını ve binlerce sivilin ölümüne neden olabileceğini belirtiyor.
Tehdit Ekseninde İran, Türkiye ve Batı
Netanyahu'nun hedef tahtasında yalnızca Gazze yok. İran'ın nükleer programı konusundaki geleneksel tehditlerini yineleyen Başbakan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Tahran yönetimine gözdağı verdi. Ayrıca, İstanbul'da düzenlenen bir toplantıda Türkiye'yi dolaylı olarak hedef alarak, "Bazı ülkeler İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturan unsurlara ev sahipliği yapıyor" ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, Türkiye ile İsrail arasında son dönemde artan gerilimi daha da tırmandırdı. Diğer yandan, İngiltere'nin İsrail'in yerleşim politikalarına yönelik eleştirilerine sert yanıt veren Netanyahu, "İsrail'i eleştirenler, kendi ülkelerindeki terörü görmezden geliyor" diyerek Batılı ülkeleri suçladı.
Netanyahu'nun bu çok yönlü tehditleri, aslında seçim kampanyasının bir parçası olarak okunuyor. Gerek iç kamuoyunda güvenlik endişesini körüklemek, gerekse dış düşmanlara karşı güçlü lider imajını pekiştirmek, İsrailli siyasetçilerin sıkça başvurduğu bir taktik. Ancak bu kez söylemlerin dozu, daha önceki seçim dönemlerine kıyasla oldukça yüksek. İsrail'de yapılan son anketler, Netanyahu'nun partisi Likud'un, muhalefetteki Merkez Parti (Kahol Lavan) ile başa baş gittiğini gösteriyor. Başbakan'ın, seçimleri kazanmak için olası bir askeri çatışmayı bile göze alabileceği yorumları yapılıyor.
Bölgesel gelişmeler açısından bakıldığında, Netanyahu'nun bu hamleleri, Filistin meselesinde iki devletli çözümü daha da imkansız hale getiriyor. Uluslararası toplumun, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden bu tehditlerine karşı etkili bir yaptırım uygulaması bekleniyor. Ancak şu ana kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin İsrail'e yönelik kararları genellikle ABD'nin vetosuyla engellenmiş durumda.
Soykırım İddiaları ve Uluslararası Hukuk
Netanyahu'nun "Gazze'yi işgal" söylemi, uluslararası hukuk açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek bir nitelik taşıyor. 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi ve Cenevre Konvansiyonları, işgal altındaki topraklarda sivillerin korunmasını güvence altına alıyor. Uzmanlar, Gazze'nin tamamen işgal edilmesi durumunda, İsrail'in savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işleyebileceği uyarısında bulunuyor. İsrail, geçmişte de Gazze'ye yönelik askeri operasyonlarda uluslararası toplumun sert eleştirilerine maruz kalmış, ancak hiçbir yaptırımla karşılaşmamıştı. Bu durum, Netanyahu hükümetinin elini güçlendirirken, bölgede barış umutlarını her geçen gün azaltıyor. Filistinli yetkililer ise Netanyahu'nun bu açıklamalarını, "soykırım niyetinin açık bir itirafı" olarak nitelendirerek, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (ICC) başvuru yapacaklarını duyurdular. Öte yandan, Gazze'de yaşanan insani kriz, saldırıların şiddetinin artmasıyla birlikte daha da derinleşiyor. Binlerce kişi temiz suya ve sağlık hizmetine erişemiyor, elektrik kesintileri nedeniyle hastaneler zor durumda.
Sonuç olarak, Netanyahu'nun seçim yatırımı olarak gördüğü bu sert söylemler, bölgedeki barışı ve istikrarı ciddi şekilde tehdit ediyor. İsrail'in gelecekteki siyasi yapısı ne olursa olsun, bu tür kışkırtıcı politikaların kalıcı bir çözüm getirmeyeceği açıktır. Uluslararası toplumun bu gidişata dur demek için daha kararlı bir tutum sergilemesi gerekmektedir.