Türkiye ekonomisi son çeyreklerde yüzde 5’i aşan büyüme oranları açıklarken, vatandaşın cebindeki para erimeye devam ediyor. Bu çelişki, iktisat literatüründe 'fakirleştiren büyüme' (immiserizing growth) olarak adlandırılan kavramı akıllara getiriyor. Peki, gerçekten büyüyor muyuz, yoksa sadece rakamlar mı büyüyor?
Fakirleştiren büyüme teorisi nedir?
Kavram ilk kez 1950'lerde iktisatçı Jagdish Bhagwati tarafından ortaya atıldı. Temel fikir şu: Bir ülke üretimini artırırken, ihraç ettiği malın fiyatı düşerse ve ithalat bağımlılığı yüksekse, büyüme aslında halkın alım gücünü azaltabilir. Türkiye özelinde, enerji ve ara malı ithalatına bağımlı bir ekonomi, TL'nin değer kaybıyla birleşince büyüme rakamlarına rağmen vatandaşın refahı artmayabiliyor.
Türkiye'de büyüme ve refah arasındaki makas
2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyürken, enflasyon yüzde 64,77 olarak gerçekleşti. Kişi başına düşen milli gelir dolar bazında 13 bin dolar seviyesinde kalırken, asgari ücretin alım gücü geriledi. Uzmanlar, büyümenin istihdama ve ücretlere yansımadığını, aksine döviz kuru ve enflasyon etkisiyle halkın daha fazla yoksullaştığını belirtiyor. Bu durum, 'büyüme yanılsaması' olarak da adlandırılıyor.
Siyasi ve ekonomik sonuçları
Fakirleştiren büyüme, sadece ekonomik değil siyasi sonuçlar da doğurur. Hükümet, büyüme rakamlarını başarı olarak sunarken, vatandaş gerçek hayatta bunu hissetmez. Bu durum toplumsal huzursuzluğa ve siyasi istikrarsızlığa yol açabilir. Türkiye'de son dönemde artan hayat pahalılığı protestoları, bu teorinin pratikteki yansımaları olarak görülebilir. Ekonomi yönetiminin, büyüme odaklı politikalar yerine gelir dağılımını düzelten, ithalat bağımlılığını azaltan yapısal reformlara yönelmesi gerekiyor.
Alternatif büyüme modelleri
İktisatçılar, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme için ihracata dayalı katma değerli üretim, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ve eğitimde kalitenin artırılması gerektiğini vurguluyor. Fakirleştiren büyümeden çıkışın yolu, sadece GSYH büyümesine değil, insani gelişme endeksinde ilerlemeye odaklanmaktan geçiyor.
Sonuç olarak, 'Nasıl yani, büyüyor muyuz?' sorusu, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu ekonomik ikilemi özetliyor. Rakamlar büyüyor ancak halk küçülüyor. Bu çelişkiyi çözmek, siyasetin ve ekonominin ortak sorumluluğunda.