Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında ekonomi politikaları, 1923-1929 arasında özel sektörü teşvik eden liberal yaklaşım ile 1929 Dünya Ekonomik Buhranı sonrasında devletin ağırlık kazandığı planlı devletçi model arasında şekillendi. Bu dönüşümün temel taşlarından biri, 1923'te toplanan İzmir İktisat Kongresi'nde kabul edilen Misak-ı İktisadi (Ekonomik Yemin) oldu. Kongrede alınan kararlar, yeni devletin ekonomi felsefesini belirleyerek özel girişimin önünü açmayı hedefledi.
İzmir İktisat Kongresi ve Misak-ı İktisadi'nin Kabulü
17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir'de düzenlenen Türkiye İktisat Kongresi, henüz Cumhuriyet ilan edilmeden toplandı. Kongreye işçi, çiftçi, tüccar ve sanayici gruplarından toplam 1135 delege katıldı. Kongre sonunda kabul edilen Misak-ı İktisadi, ekonomik bağımsızlığın siyasi bağımsızlık kadar önemli olduğunu vurguluyordu. Yemin metni, yerli üretimin desteklenmesi, yabancı sermayenin belirli kurallar çerçevesinde teşvik edilmesi ve özel mülkiyetin korunması gibi ilkeleri içeriyordu.
Misak-ı İktisadi'nin en dikkat çekici yönlerinden biri, ekonomik kalkınmada özel sektörün öncü rol üstlenmesi gerektiğini belirtmesiydi. Kongrede alınan kararlar doğrultusunda hükümet, 1923-1929 yılları arasında liberal bir ekonomi politikası izledi. Bu dönemde özel girişimcilere kredi sağlamak amacıyla Türkiye İş Bankası 1924'te kuruldu. Ayrıca yabancı şirketlere tanınan imtiyazlar gözden geçirildi ve yerli sanayinin gelişmesi için vergi indirimleri uygulandı.
1929 Buhranı ve Devletçi Modelin Yükselişi
1929'da ABD'de başlayan ve tüm dünyayı etkisi altına alan Büyük Buhran, Türkiye ekonomisini de derinden sarstı. Tarım ürünleri fiyatlarının hızla düşmesi, ihracat gelirlerinin azalması ve dış ticaret açığının büyümesi, liberal politikaların sorgulanmasına yol açtı. Buhranın etkisiyle özel sektörün yatırım yapma isteği azaldı ve devletin ekonomiye müdahalesi kaçınılmaz hale geldi.
Bu koşullar altında 1930'lu yıllarda devletçilik ilkesi benimsendi. 1933'te Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlandı ve uygulamaya konuldu. Plan kapsamında tekstil, demir-çelik, kimya ve şeker gibi temel sanayi kollarında devlet eliyle fabrikalar kuruldu. Sümerbank ve Etibank gibi kamu iktisadi teşebbüsleri bu dönemde faaliyete geçti. Devletçi model, özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda yatırımları hızlandırarak sanayileşmeyi hedefledi.
Misak-ı İktisadi'nin ilkeleri ile 1930'ların devletçi uygulamaları arasında bir süreklilik olduğu kadar bir kırılma da vardı. Kongrede özel sektöre tanınan öncelik, Buhran sonrası yerini devletin ekonomide aktif rol almasına bıraktı. Ancak her iki dönemde de amaç, ekonomik bağımsızlığı güçlendirmek ve ülkenin kalkınmasını sağlamaktı.
Ekonomi Politikalarının Uzun Vadeli Etkileri
Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulanan bu iki farklı yaklaşım, Türkiye'nin ekonomik yapısının temellerini attı. Liberal dönemde özel sektörün teşvikiyle başlayan sanayi hamlesi, devletçi dönemde kamu yatırımlarıyla desteklendi. Misak-ı İktisadi, sadece bir kongre kararı olarak kalmadı; aynı zamanda ulusal ekonominin inşasında bir pusula işlevi gördü. Bugün hâlâ tartışılan devlet-özel sektör dengesi, o yıllarda atılan adımların bir yansıması olarak görülebilir.
Misak-ı İktisadi'nin ilan edilişinin üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen, ekonomi politikalarında özel girişim ile devletin rolü arasındaki denge arayışı güncelliğini koruyor. 1923'te İzmir'de atılan adımlar, Cumhuriyet'in ekonomik bağımsızlık vizyonunun ilk somut ifadesi olarak tarihteki yerini aldı.