Başağrısı ve Ağrı Çalışmaları Derneği Başkanı Doç. Dr. Musa Öztürk, migrenli her hastaya aynı tedavi döneminin sona erdiğini açıkladı. Yeni dönemde migren tedavisinin kişiselleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, her hastanın atak sıklığı, şiddeti, tetikleyicileri ve yanıt verdiği ilaçların farklı olduğunu belirtti. Bu yaklaşım, hastaların yaşam kalitesini artırmayı ve tedavi başarısını yükseltmeyi hedefliyor.
Migren Tedavisinde Yeni Dönem
Doç. Dr. Musa Öztürk, migren tedavisinde artık herkese uyan tek bir protokolün bulunmadığını, bunun yerine hastaya özel planlamalar yapıldığını ifade etti. Migren, nörolojik bir hastalık olup bireyler arasında büyük farklılıklar gösteriyor. Öztürk, tedavinin hastanın yaşına, cinsiyetine, eşlik eden hastalıklarına ve yaşam tarzına göre şekillendirilmesi gerektiğini söyledi. Örneğin, bazı hastalar tetikleyicileri ortadan kaldırarak atakları azaltabilirken, diğerleri ilaç tedavisine ihtiyaç duyuyor.
Kişiselleştirilmiş Tedavi Planı Nasıl Oluşturulur?
Kişiselleştirilmiş tedavi planı oluşturulurken öncelikle hastanın migren öyküsü ayrıntılı olarak inceleniyor. Atakların sıklığı, süresi, ağrının yeri ve karakteri, eşlik eden bulgular (bulantı, ışık hassasiyeti vb.) kaydediliyor. Ardından hastanın daha önce kullandığı ilaçlara yanıtı değerlendiriliyor. Güncel tedavi seçenekleri arasında triptanlar, ergot türevleri, antiemetikler, nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ve son yıllarda kullanıma giren CGRP inhibitörleri yer alıyor. Ayrıca botulinum toksini enjeksiyonu ve nöromodülasyon cihazları da seçenekler arasında bulunuyor.
Yaşam Tarzı Düzenlemeleri
Tedavinin önemli bir parçası da yaşam tarzı düzenlemeleri. Düzenli uyku, sağlıklı beslenme, stresten kaçınma ve egzersiz migren ataklarını azaltmada etkili. Doç. Dr. Öztürk, hastaların migren günlüğü tutarak tetikleyicilerini tanımlamalarının faydalı olacağını belirtti. Ayrıca akupunktur, yoga gibi tamamlayıcı tedaviler de bazı hastalarda olumlu sonuçlar verebiliyor.
Uzman Görüşü
Migren tedavisinde kişiselleştirilmiş yaklaşım, sadece ilaç seçimini değil, aynı zamanda hasta eğitimini ve takibini de içeriyor. Bu yöntemle hastaların atak sıklığında %50'ye varan azalma sağlanabiliyor. Doç. Dr. Öztürk, migrenin toplumda sık görülen ve iş kaybına neden olan bir hastalık olduğunu hatırlatarak, doğru tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artabileceğini sözlerine ekledi. Türkiye'de migren prevalansının %16 civarında olduğu düşünülürse, bu alandaki yeniliklerin milyonlarca kişiyi ilgilendirdiği açıktır.