Kudüs'teki Mescid-i Aksa'nın statüsüne ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi. Yahudi grupların kutsal mekân üzerinde hak iddia etmesine karşılık, uluslararası hukuk ve tarihi gerçekler çerçevesinde Mescid-i Aksa'nın Müslümanlara ait olduğu bir kez daha teyit edildi. 7 Ekim'de başlayan ve üçüncü yılına giren Gazze soykırımı gölgesinde, Batı uygarlığının insan hakları, demokrasi ve hukuk söylemleri ciddi biçimde sorgulanıyor.
Mescid-i Aksa'nın Hukuki ve Tarihi Statüsü
Mescid-i Aksa, İslam'ın ilk kıblesi ve üçüncü kutsal mescidi olarak biliniyor. 1967'den bu yana İsrail işgali altındaki Doğu Kudüs'te yer alan mekân, uluslararası anlaşmalarla Müslümanların ibadetine tahsis edilmiş durumda. Ancak son yıllarda radikal Yahudi grupların provokatif eylemleri ve yerleşimci saldırıları, bölgede gerilimi artırıyor. Filistin dinî vakıfları (Evkaf), Mescid-i Aksa'nın yönetiminden sorumlu tek meşru otorite olarak kabul ediliyor. İsrail'in statükoyu değiştirmeye yönelik adımları, bölgesel ve küresel düzeyde tepki çekiyor.
7 Ekim ve Batı'nın İkiyüzlülüğü
7 Ekim 2023'te başlayan ve üçüncü yılına giren Gazze saldırıları, on binlerce sivilin ölümüne yol açtı. Batılı devletlerin büyük bölümü, İsrail'in eylemlerini ya sessizce izledi ya da açıkça destek verdi. İnsan hakları, demokrasi ve uluslararası hukuk ilkelerini savunan bu ülkelerin, Filistinliler söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti göstermemesi, küresel adalet algısını sarstı. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) savaş suçları soruşturmaları ve Birleşmiş Milletler raporları, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini ortaya koyuyor. Ancak bu raporlar, Batı başkentlerinde somut yaptırımlara dönüşmüyor.
Öte yandan, Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlaller, yalnızca Filistin meselesi değil, tüm İslam dünyasını ilgilendiren bir mesele olarak öne çıkıyor. Türkiye, Ürdün ve diğer bölge ülkeleri, statükonun korunması çağrısında bulunuyor. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), İsrail'in provokasyonlarını kınıyor ve uluslararası toplumu harekete geçmeye davet ediyor.
Uluslararası Tepkiler ve Gelecek Perspektifi
Mescid-i Aksa'ya yönelik Yahudi hak talepleri, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi bir dayanaktan yoksun. UNESCO kararları ve BM Güvenlik Konseyi'nin 242 ve 338 sayılı kararları, Doğu Kudüs'ün işgal altında olduğunu ve statükonun değiştirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Buna rağmen İsrail'in yerleşim birimlerini genişletmesi ve radikal grupların Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınları, barış umutlarını zayıflatıyor.
Batı'nın çifte standardı, küresel güney ülkelerinde ciddi bir güven krizine yol açmış durumda. İnsan hakları söylemi, Filistin söz konusu olduğunda yerini sessizliğe bırakıyor. Bu durum, uluslararası hukukun evrensel değil, seçici bir şekilde uygulandığı algısını güçlendiriyor. Gazze'de yaşanan insani felaket, Batı'nın ahlaki otoritesini de derinden sarsmış durumda.
Sonuç olarak, Mescid-i Aksa'nın Müslümanlara ait olduğu gerçeği, tarihi ve hukuki belgelerle sabittir. Yahudi hak talepleri, uluslararası hukuk ve statüko çerçevesinde geçersizdir. 7 Ekim'in üçüncü yılında, Batı'nın insan hakları ve demokrasi söylemleri, Gazze'deki soykırım karşısında anlamını yitirmiştir. Uluslararası toplumun, Filistin halkının haklarını korumak ve Mescid-i Aksa'nın statüsünü muhafaza etmek için somut adımlar atması gerekiyor. Aksi takdirde, bölgesel istikrarsızlık ve küresel adalet arayışı daha da derinleşecektir.