İstanbul'da bir hukuk mahkemesinde görülen 10 milyon liralık senet davasında skandal bir durum ortaya çıktı. Davacı tarafın dilekçesinde dayanak gösterdiği Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının gerçekte bulunmadığı anlaşıldı. Davalı avukatlar, dilekçedeki bazı ifadelerin yapay zekâ çıktısından birebir alınmış olabileceğini öne sürerken, davacı vekili bu iddiayı kabul etmedi. Olay, Türkiye'de hukuk süreçlerinde yapay zekâ kullanımının denetimsizliğini ve oluşturabileceği ciddi riskleri gündeme getirdi.
Senet Davasının Perde Arkası
İddiaya göre, davacı taraf, alacaklı olduğunu iddia ettiği 10 milyon TL'lik senetle ilgili açtığı davada, Anayasa Mahkemesi'nin emsal niteliğinde bir kararını delil olarak sunmak istedi. Ancak mahkeme süreci devam ederken, davalı tarafın avukatları, dilekçede atıf yapılan AYM kararının resmi kayıtlarda olmadığını fark etti. Avukatlar, kararın künyesini araştırdıklarında böyle bir kararın bulunmadığını tespit ettiklerini ve durumu mahkemeye bildirdiklerini belirtti.
Davacı vekilinin dilekçesinde, AYM'nin üçüncü bölümünün 2023/4567 başvuru numaralı ve 12 Haziran 2024 tarihli bir kararına atıf yapıldığı, kararın "senedin kambiyo vasfı" ve "taraflar arasındaki temel ilişki" konularında emsal oluşturduğunun ileri sürüldüğü öğrenildi. Ancak yapılan detaylı incelemede, Anayasa Mahkemesi'nin resmi internet sitesi ve karar otomasyon sisteminde bu künyeye uyan herhangi bir karara rastlanmadı.
Yapay Zekâ Şüphesi ve Hukuki Tepkiler
Davalı avukatları, dilekçede yer alan metnin bazı bölümlerinin, bilinen bir yapay zekâ sohbet robotunun verdiği cevaplarla birebir örtüştüğünü iddia etti. Avukatlar, "Dilekçedeki dayanak kısmı oldukça profesyonel görünüyordu, ancak kaynaklar kontrol edildiğinde hiçbir yerde böyle bir karar bulunamadı. Açıkça bir yapay zekâ çıktısının kopyalanmış olabileceği değerlendiriliyor" şeklinde konuştu. Bu durum, hukuk camiasında büyük yankı uyandırdı. Hukukçular, yapay zekânın hukuki süreçlerde yardımcı araç olarak kullanılmasının faydalı olabileceğini, ancak ürettiği bilgilerin doğrulanmaması halinde telafisi güç mağduriyetlere yol açabileceği konusunda uyarılarda bulundu.
Davacı vekili ise savunmasında, kararın mevcut olduğunu, araştırma sırasında bir yanlışlık olabileceğini, ancak daha sonra yaptıkları detaylı incelemede kararın bir içtihat bankasında bulunduğunu öne sürdü. Ancak bu açıklama, avukatlar arasında tartışma yarattı. Mahkeme, iddiaların ciddiyeti nedeniyle dosyada ek inceleme yapılmasına ve tarafların bu konuda ek delil sunmasına karar verdi.
Yapay Zekâ Kullanımı Hukuki Güvence Altına Alınmalı
Bu yaşanan olay, aslında Türkiye'de ve dünyada hukuk bürolarında yapay zekâ kullanımının artmasının getirdiği riskleri gözler önüne seriyor. Yapay zekâ araçları, hukukçulara zaman kazandıran, içtihat taraması, dilekçe hazırlama gibi konularda yardımcı olabilir. Ancak bu araçların ürettiği bilgilerin her zaman doğru ve güncel olmaması büyük bir sorun. Tıpkı bu davada olduğu gibi, gerçekte var olmayan bir yüksek mahkeme kararının dilekçeye eklenmesi, ciddi bir etik ihlali ve hukuki gaf olarak değerlendiriliyor.
Bu skandal, yapay zekânın hukuk sisteminde kullanımına ilişkin daha sıkı düzenlemelerin gerekliliğini de ortaya koyuyor. Türkiye Barolar Birliği ve Adalet Bakanlığı'nın, yapay zekâ uygulamalarının kullanımına yönelik etik kurallar ve doğrulama yükümlülükleri getirmesi bekleniyor. Hukuk bilgisinin yanı sıra teknoloji okuryazarlığının da avukatlar için vazgeçilmez bir yetkinlik haline geldiği görülüyor. Davanın sonucu, bu tür yapay zekâ kaynaklı hataların yaptırımları konusunda önemli bir emsal oluşturabilir.
Yapay zekânın hukuki süreçlerdeki kullanımı, sunduğu imkanlar kadar beraberinde getirdiği sorumlulukları da düşündürmeli. Bu olay, teknolojik gelişmelerin insan hayatına etkisini gösteren çarpıcı bir örnek olarak hukuk tarihine geçmeye aday.