İstanbul'da günlerdir süren sağanak yağışların ardından Dereboyu Deresi'nde ortaya çıkan görüntüler, kentteki yapılaşma pratiklerini ve dere yataklarının durumunu yeniden gündeme taşıdı. Suyun binaların altından akması, dere yatağına inşa edilen yapıların risklerini gözler önüne serdi. Uzmanlar, benzer durumların sele karşı savunmasızlığı artırdığına işaret ediyor.
Dere Yatağındaki Yapılaşma Riski
İstanbul'da etkili olan yağışlar sonrası Dereboyu Deresi'nde suyun binaların altından geçtiği görüntüler, dere yataklarının üzerine inşa edilen yapıların oluşturduğu tehlikeleri bir kez daha ortaya koydu. Kentin birçok noktasında olduğu gibi bu bölgede de imar planlarına aykırı yapılaşma iddiaları bulunuyor. Suyun binaların altından akması, zemin suyu seviyesinin yükselmesi ve drenaj sistemlerinin yetersizliğiyle birleşerek sel riskini artırıyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi'nden şehir planlama uzmanları, dere yataklarının doğal su akışını engelleyen yapıların sel felaketlerinde can ve mal kaybı riskini büyüttüğünü belirtiyor. Ancak yetkililer, son yağışlarda can kaybı yaşanmadığını ve hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.
Yetkililerden Açıklama ve İnceleme
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) yetkilileri, Dereboyu Deresi çevresinde yapılan incelemelerde suyun binaların altından akışına ilişkin teknik rapor hazırlandığını duyurdu. Raporda, bölgedeki yapıların ruhsat durumları ve dere yatağına mesafeleri mercek altına alındı. İBB, sel sonrası hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini ve riskli yapılar için gerekli adımların atılacağını bildirdi.
Öte yandan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın da bölgede inceleme başlattığı öğrenildi. Bakanlık yetkilileri, dere yataklarına ilişkin imar aflarının ve kaçak yapılaşmanın önüne geçilmesi için çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Ancak somut bir yaptırımın ne zaman uygulanacağına dair net bir takvim paylaşılmadı.
Kentte Artan Sel Riskine Karşı Uyarılar
Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre, İstanbul son yılların en yoğun yağışlarından birini yaşadı. Kısa sürede düşen aşırı yağış, altyapı sistemlerini zorladı ve özellikle dere yataklarına yakın bölgelerde su baskınlarına yol açtı. Uzmanlar, iklim değişikliğinin etkisiyle bu tür ani ve şiddetli yağışların sıklığının artacağını öngörüyor.
Şehir plancıları, İstanbul'un genelinde dere yataklarının üzerinin kapatılması veya binalarla işgal edilmesinin sel riskini katladığını vurguluyor. Dere yataklarının ıslah edilmesi, yeşil alan olarak korunması ve drenaj sistemlerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Ayrıca, mevcut yapı stokunun sel riskine karşı dayanıklı hale getirilmesi için kentsel dönüşüm programlarında dere yataklarına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyorlar.
Vatandaşların Endişeleri ve Beklentileri
Bölgede yaşayan vatandaşlar, yaşanan sel felaketinin ardından endişelerini dile getiriyor. Dereboyu Deresi çevresinde oturanlar, yıllardır benzer sorunlarla karşılaştıklarını ancak kalıcı bir çözüm üretilmediğini söylüyor. Bazı sakinler, yetkililerin bir an önce bölgedeki yapılaşmayı denetlemesini ve dere yatağını temizlemesini talep ediyor.
Mahalle muhtarları ise sel sonrası oluşan görüntülerin kent genelinde bir uyarı niteliği taşıdığını belirterek, tüm İstanbul'da dere yataklarına ilişkin kapsamlı bir envanter çıkarılması gerektiğini ifade ediyor.
Uzmanlardan Çözüm Önerileri
İklim bilimciler ve şehir plancıları, İstanbul'un sel riskini azaltmak için bir dizi önlem öneriyor:
- Dere yataklarının üzerindeki yapıların tespit edilip kademeli olarak kaldırılması,
- Yağmur suyu hasadı ve geçirimli yüzeylerin artırılması,
- Altyapı sistemlerinin iklim değişikliğine uyumlu hale getirilmesi,
- Erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi ve halkın bilinçlendirilmesi.
Uzmanlar, bu önlemlerin hayata geçirilmemesi durumunda benzer felaketlerin yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.
Sonuç ve Değerlendirme
İstanbul'da sel felaketinin ardından ortaya çıkan görüntüler, kentin yapılaşma sorunlarını ve dere yataklarının durumunu bir kez daha gözler önüne serdi. Yaşananlar, kentsel planlamanın doğa ile uyumlu hale getirilmesi ve sel riskinin azaltılması için acil adımlar atılması gerektiğini gösteriyor. Ancak sorunun çözümü, merkezi ve yerel yönetimlerin işbirliğiyle kapsamlı bir yaklaşımı gerektiriyor. Önümüzdeki günlerde atılacak adımlar, benzer felaketlerin önlenmesi açısından belirleyici olacak.