İstanbul'da hava kalitesi ile ilgili sevindirici bir gelişme yaşandı. 2026 yılı Temmuz ayında, kent genelindeki partikül madde (PM10) kaynaklı hava kirliliği, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 oranında azaldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 26 hava kalitesi ölçüm istasyonundan alınan verilere göre, kent genelindeki ortalama PM10 konsantrasyonu metreküp başına 32,04 mikrogramdan 29,77 mikrograma geriledi. Bu düşüş, şehrin hava kalitesi mücadelesinde olumlu bir tablo çizerken, ilçe bazlı verilerde dikkat çekici farklılıklar da ortaya çıktı.
Sarıyer'de Endişe Verici Artış
Kent genelindeki iyileşmeye rağmen, Sarıyer ilçesinde hava kirliliği adeta alarm veriyor. Aynı dönemde Sarıyer'deki PM10 konsantrasyonu yüzde 76 gibi çok yüksek bir oranda arttı. Bu artış, ilçede yaşayanlar için ciddi bir sağlık riski oluştururken, yetkilileri de harekete geçirdi. Uzmanlar, Sarıyer'deki bu ani yükselişin nedenleri arasında artan trafik yoğunluğu, inşaat faaliyetleri ve coğrafi yapı gibi faktörlerin etkili olabileceğini belirtiyor. Özellikle Boğaz hattındaki yoğun araç trafiği ve yeni yapılaşmaların, partikül madde emisyonunu artırdığı düşünülüyor.
İlçelere Göre Değişkenlik Gösteriyor
İstanbul genelindeki 26 istasyondan alınan veriler, hava kirliliğinin ilçeden ilçeye büyük farklılıklar gösterdiğini ortaya koyuyor. Kimi ilçelerde ciddi düşüşler yaşanırken, kimilerinde artışlar kaydedildi. Örneğin, Şile'de yüzde 30'a varan azalma görülürken, Başakşehir'de de benzer bir iyileşme yaşandı. Ancak Sarıyer'in yanı sıra bazı merkez ilçelerde de kısmi artışlar gözlemlendi. Bu durum, hava kirliliğiyle mücadelenin bölgesel önlemler gerektirdiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
PM10 Nedir ve Neden Önemlidir?
PM10, çapı 10 mikrometreden küçük olan ve solunum yoluyla vücuda girebilen ince toz parçacıklarını ifade eder. Bu parçacıklar, akciğerlere kadar ulaşarak solunum yolu hastalıklarına, kalp-damar rahatsızlıklarına ve hatta erken ölümlere neden olabilir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından belirlenen kılavuz değerlerde PM10 için yıllık ortalama 15 mikrogram/metreküp, günlük ortalama ise 45 mikrogram/metreküp seviyesi önerilmektedir. Ancak İstanbul'daki ölçümler, kent genelinde bu değerlerin hala üzerinde seyrettiğini gösteriyor. Dolayısıyla, hava kalitesinin iyileştirilmesi için daha kapsamlı politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.
Bölgesel Farklılıkların Nedenleri
İlçeler arasındaki bu farklılıkların birçok nedeni bulunuyor. Öncelikle, coğrafi yapı ve rüzgar rejimi, hava kirleticilerinin dağılımını etkiler. Denize yakın bölgelerde rüzgarın etkisiyle kirlilik daha hızlı dağılabilirken, iç kesimlerde ve çukur alanlarda birikme daha fazla olabilir. Ayrıca, sanayi tesislerinin yoğun olduğu bölgeler, trafik yükü fazla olan ana arterler ve inşaat alanları da hava kirliliğinin lokal olarak artmasına neden olur. Sarıyer'deki artışta, ilçenin coğrafi konumu ve yoğun yapılaşmasının yanı sıra, özellikle yaz aylarında artan nüfus hareketliliğinin de etkili olduğu değerlendiriliyor.
Yetkililere Çağrı
Uzmanlar, Sarıyer'deki bu artışın ciddiye alınması gerektiğini ve yetkililerin bölgeye özel hava kirliliğiyle mücadele planları oluşturması gerektiğini vurguluyor. Artan trafik yoğunluğuna karşı toplu taşıma kullanımının teşvik edilmesi, inşaat faaliyetlerinde toz kontrol önlemlerinin artırılması ve yeşil alanların korunması, alınabilecek önlemler arasında yer alıyor. Ayrıca, sanayi tesislerinde filtre sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi ve fosil yakıt kullanımının azaltılması da uzun vadeli çözümler sunuyor. İstanbul genelindeki düşüş olumlu bir gelişme olsa da, Sarıyer'deki tablo, hava kalitesi yönetiminde bölgesel farklılıkların göz ardı edilmemesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
Sonuç olarak, İstanbul'da hava kirliliği genel olarak azalma eğilimindeyken, bu iyileşmenin tüm ilçelere eşit şekilde yansımadığı görülüyor. Sarıyer'deki yüzde 76'lık artış, bölgesel politikaların önemini gözler önüne seriyor. Hava kalitesi, insan sağlığı üzerinde doğrudan etkili olduğundan, bu tür verilerin düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılması ve gerekli adımların hızla atılması büyük önem taşıyor. Aksi takdirde, bazı bölgelerde yaşayan vatandaşlarımızın sağlığı riske girmeye devam edecektir.