İşgalci İsrail hükümeti, 1967 yılından bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da, 1993 Oslo Anlaşması ile Filistin Yönetimi'ne devredilmesi öngörülen bölgelerde yeni bir yerleşim dalgası başlattı. Bu kez yöntem farklı: devasa prefabrik evler yerine, hızlıca kurulup genişletilebilen karavanlar kullanılıyor. İsrail, bu karavanları geçici konut olarak nitelendirse de, Filistinliler ve uluslararası toplum, bunun işgali kalıcılaştırma girişimi olduğu konusunda uyarıyor. Uzmanlar, bu stratejinin 1993 Oslo Anlaşması'nı ve iki devletli çözümü fiilen ortadan kaldırmayı amaçladığını belirtiyor.
Karavanlarla Genişleme Planı
İsrail Savunma Bakanlığı'na bağlı Sivil Yönetim Birimi, son haftalarda Batı Şeria'nın çeşitli noktalarına 200'den fazla karavan yerleştirdi. Bu karavanların çoğu, daha önce herhangi bir yapı bulunmayan tepelere ya da tarım arazilerine konumlandırıldı. Yetkililer, karavanların "geçici" olduğunu ve askeri ihtiyaçlar için kullanılacağını iddia etse de, bölgedeki izleme grupları, bu karavanların altyapı çalışmalarıyla kalıcı hale getirildiğini rapor ediyor. Örneğin, Ramallah yakınlarındaki El Bire bölgesinde, karavanlara elektrik ve su bağlantısı yapılırken, çevresine beton duvarlar örülmeye başlandı. Bu durum, karavanların aslında ileride büyüyecek bir yerleşim biriminin çekirdeği olduğunu gösteriyor.
Oslo Anlaşması'nın Çöküşü
1993 yılında imzalanan Oslo Anlaşması, Batı Şeria'yı A, B ve C bölgelerine ayırmıştı. A bölgeleri Filistin Yönetimi'nin kontrolünde, B bölgeleri ortak kontrol altında, C bölgeleri ise tamamen İsrail'in kontrolünde. Ancak 30 yılı aşkın süredir İsrail, C bölgelerinde yerleşimleri sürekli artırarak anlaşmayı ihlal ediyor. Yeni karavan stratejisi, özellikle C bölgelerinin Filistinlilere ait kısımlarına taşınarak, bu alanları fiilen İsrail toprağı haline getiriyor. Filistin Yönetimi, Oslo'nun artık ölü bir anlaşma olduğunu ve İsrail'in bu hamlelerinin iki devletli çözümü imkansız kıldığını belirtiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Batı Şeria'daki İsrail yerleşimci sayısı 700 bini aşmış durumda. Karavanların yerleştirildiği alanların büyük kısmı, Filistinlilerin mülkiyetindeki tarım arazileri ya da doğal kaynakların bulunduğu bölgeler.
Uluslararası Tepkiler
ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı buluyor. Ancak İsrail, bu uyarıları dikkate almıyor. AB Dış İlişkiler Sorumlusu Josep Borrell, yaptığı açıklamada, "Karavanlar ya da büyük konutlar fark etmez, her yeni yerleşim birimi uluslararası hukukun ihlalidir. Bu, iki devletli çözüme vurulan bir darbedir" dedi. Öte yandan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise "Yahudi halkının tarihi topraklarında yerleşim hakkı vardır, bu tartışılamaz" savunması yapıyor. Bu tutum, bölgede tansiyonu yükseltirken, Filistinliler arasında yeni bir direniş dalgasına yol açabilir. Geçtiğimiz hafta Nablus'ta düzenlenen bir protestoda, karavanların sembolik olarak yakılması gündeme geldi.
Bağımsız Değerlendirme
İsrail'in karavan stratejisi, aslında yıllardır süren yerleşim politikasının daha hızlı ve daha az dikkat çeken bir versiyonu. Bu taktik, hem uluslararası toplumun tepkisini minimize etmeyi hem de sahadaki fiili durumu değiştirmeyi hedefliyor. Ancak bu hamle, barış sürecini tamamen çıkmaza sokma riski taşıyor. Filistin Yönetimi'nin zaten zayıf olan meşruiyeti daha da aşınırken, bölgede şiddetin tırmanması kaçınılmaz görünüyor. Uluslararası toplumun, bu sessiz işgale karşı daha somut adımlar atması, belki de iki devletli çözümün son şansı olabilir.