İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkan Yardımcısı Ali Bakıri, ABD'nin ciddi müzakerelere başlayabilmesi için İran'ın belirlediği 7 şartı kabul edip uygulaması gerektiğini açıkladı. Bakıri, yaptığı basın açıklamasında, Washington yönetiminin ön koşulsuz ve samimi bir diyalog kapısı açması için bu şartların hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı. İranlı yetkili, özellikle Hürmüz Boğazı'nın güvenliği ve mevcut yaptırımların kaldırılması konularının müzakere masasının temel maddeleri olacağını belirtti.
Yedi Şartın Ayrıntıları
Ali Bakıri'nin açıkladığı yedi şart, İran'ın ABD ile olası bir müzakere sürecinde öne sürdüğü taleplerin çerçevesini çiziyor. Bu şartlar şu şekilde sıralandı:
- ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekildiği 2015 Nükleer Anlaşması'na (JCPOA) tam ve koşulsuz geri dönmesi ve anlaşmadaki tüm taahhütlerini yerine getirmesi.
- İran'a uygulanan tüm ekonomik yaptırımların, özellikle de petrol ve bankacılık sektörünü hedef alanların, derhal ve tamamen kaldırılması.
- Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer özgürlüğüne yönelik her türlü tehdit ve kısıtlamanın sonlandırılması; bölgede istikrarın korunması için işbirliği yapılması.
- ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltması ve İran'a yönelik yıkıcı faaliyetlerden vazgeçmesi.
- İran'a yönelik suçlamaların ve yaptırımların kaldırılması için somut adımlar atılması ve bu adımların uluslararası toplum tarafından doğrulanabilir olması.
- ABD'nin İran'ın iç işlerine karışmaktan vazgeçmesi ve İran halkına yönelik yıkıcı propagandayı durdurması.
- Müzakere sürecinin, taraflar arasında karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde yürütülmesi ve sonuçların bağlayıcı olması.
Bakıri, bu şartların ABD tarafından kabul edilmesi halinde İran'ın da müzakerelere hazır olduğunu ifade etti. Ancak şartların yerine getirilmemesi durumunda mevcut politikaların sürdürüleceğini söyledi.
Hürmüz Boğazı ve Yaptırımlar Masada
Ali Bakıri'nin açıklamalarında Hürmüz Boğazı ve yaptırımlar öne çıkan iki başlık oldu. Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olması nedeniyle küresel enerji güvenliği açısından hayati önem taşıyor. İran, boğazın güvenliğinin sağlanmasında kendisinin de sorumluluk sahibi olduğunu ve bölgede istikrarın korunması için işbirliğine hazır olduğunu belirtiyor. Ancak ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve İran'a yönelik tehditleri, boğazdaki gerilimin ana kaynağı olarak gösteriliyor.
Yaptırımlar konusu ise İran ekonomisi üzerindeki en büyük baskı unsuru olarak öne çıkıyor. ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından uygulamaya koyduğu yaptırımlar, İran'ın petrol ihracatını büyük ölçüde kısıtladı ve bankacılık sistemini uluslararası finansal sistemden kopardı. İran, bu yaptırımların kaldırılmasını, müzakerelerin ön koşulu olarak görüyor.
ABD Cephesinde Durum
ABD yönetimi henüz İran'ın bu yedi şartına ilişkin resmi bir açıklama yapmadı. Ancak Washington'dan daha önce gelen açıklamalarda, İran'ın nükleer programına ilişkin endişelerin giderilmesi ve bölgesel faaliyetlerinin sınırlandırılması gerektiği vurgulanmıştı. ABD, müzakereler için ön koşul olarak İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmasını ve balistik füze programını kısıtlamasını talep ediyor. İran ise bu talepleri reddediyor ve nükleer programının barışçıl olduğunu savunuyor.
Uzmanlar, İran'ın açıkladığı yedi şartın ABD tarafından kabul edilmesinin kısa vadede zor olduğunu değerlendiriyor. Özellikle yaptırımların tamamen kaldırılması ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltması gibi talepler, mevcut ABD politikalarıyla çelişiyor. Bu nedenle müzakerelerin başlaması için önümüzdeki dönemde yoğun diplomasi trafiği yaşanabilir.
Arka Plan ve Olası Etkiler
İran ile ABD arasındaki gerilim, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana inişli çıkışlı bir seyir izliyor. 2015'te imzalanan Nükleer Anlaşma (JCPOA) ile bir nebze yumuşayan ilişkiler, ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesiyle yeniden gerilmişti. İran, anlaşmadaki taahhütlerini kademeli olarak askıya aldığını duyurmuş ve uranyum zenginleştirme oranını artırmıştı. Bu gelişmeler, bölgede askeri çatışma riskini artırmıştı.
Son dönemde ise taraflar arasında dolaylı görüşmelerin sürdüğü biliniyor. Umman ve Katar gibi ülkelerin arabuluculuk çabaları, müzakerelerin yeniden başlaması için zemin hazırlıyor. Ancak İran'ın son açıklaması, bu çabaların önünde ciddi bir engel olarak duruyor. İran'ın şartları arasında yer alan Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer özgürlüğü vurgusu, bölgede artan askeri gerilimin bir yansıması olarak yorumlanıyor.
Uluslararası toplum, İran ve ABD arasında yeniden diyalog kurulmasını ve gerilimin azaltılmasını bekliyor. Ancak tarafların maksimalist talepleri, süreci zorlaştırıyor. İran'ın yedi şartı, ABD için oldukça iddialı görünüyor. ABD'nin bu şartlara nasıl yanıt vereceği, önümüzdeki günlerde netleşecek.
Bağımsız değerlendirme: İran'ın açıkladığı yedi şart, aslında ABD'ye yönelik bir meydan okuma olarak okunabilir. Bu şartlar, İran'ın müzakerelerde elini güçlendirmek ve ABD'ye yönelik baskıyı artırmak amacı taşıyor. Ancak aynı zamanda İran'ın da ekonomik zorluklar ve iç baskılarla karşı karşıya olduğu unutulmamalı. Yaptırımların kaldırılması, İran ekonomisi için hayati önem taşıyor. Bu nedenle İran'ın da bir noktada esneklik göstermesi gerekebilir. Önümüzdeki süreçte, tarafların karşılıklı adımlar atıp atmayacağı, bölge ve dünya için belirleyici olacak.