İran'a yönelik askeri operasyonun üzerinden altı ay geçti. ABD Başkanı Donald Trump'ın 'birkaç haftada bitiririz' sözleri tarihe karışırken, savaşın seyri Washington'un öngörülerinin çok uzağında ilerliyor. Cephe hattı nükleer tesislerden Hürmüz Boğazı'na kaydı, askeri saldırı yerini ekonomik ablukaya bıraktı. Peki bu altı ayda taraflar ve bölge için neler değişti, bundan sonrası için olası senaryolar neler?
Trump'ın kısa savaş hesabı ve gerçekleşenler
Operasyonun ilk haftalarında ABD'nin hava saldırıları İran'ın nükleer altyapısını hedef aldı. Ancak İran'ın hava savunma sistemlerinin beklenenden güçlü çıkması ve geniş coğrafyaya yayılmış tesislerin vurulmasının zorluğu, ABD'yi yıpratma savaşına itti. Altı ayın sonunda İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin önemli ölçüde düştüğü belirtilse de, tamamen durdurulamadığı ifade ediliyor.
Askeri başarısızlığın ardından Washington, stratejisini ekonomik ve diplomatik baskıya çevirdi. İran'a yönelik yaptırımlar sıkılaştırılırken, özellikle petrol ihracatının engellenmesi için Hürmüz Boğazı'nda uluslararası deniz gücü oluşturuldu. Bu durum, küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açtı ve bölge ülkelerini ikiye böldü.
Tahran'ın direnişi ve sahadaki denge
İran, ekonomik ablukaya rağmen direnişini sürdürüyor. Ülke içinde toplumsal desteğin arttığı gözlemlenirken, İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) da Hürmüz Boğazı'nda taciz saldırıları ve petrol tankerlerine yönelik tehditlerle karşılık veriyor. Bu durum, bölgedeki gerginliği tırmandırırken, uluslararası ticaretin güvenliğini de risk altına sokuyor.
Bölgesel güçler arasında ise derin bir ayrışma yaşanıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD'nin yanında yer alırken; Katar, Irak ve Umman arabuluculuk girişimlerinde bulunuyor. Türkiye ise hem NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini dengelemeye hem de İran ile sınır komşusu olmanın getirdiği hassasiyetleri yönetmeye çalışıyor.
Ekonomik ablukanın faturası
İran'ın petrol ihracatının büyük ölçüde kesilmesi, ülke ekonomisini derinden etkiledi. Rial döviz kuru rekor düşüşler kaydederken, enflasyon yüzde 60'ların üzerine çıktı. Halkın alım gücü hızla erirken, temel gıda ve ilaç sıkıntısı baş gösterdi. Uluslararası kuruluşlar, insani kriz uyarıları yapıyor.
Ekonomik baskının yanı sıra, İran'ın bölgedeki vekil güçleri olan Hizbullah, Husiler ve Suriye'deki gruplara yönelik desteği de kesilme noktasına geldi. Bu durum, bölgedeki güç dengesini değiştirirken, İsrail için bir kazanım olarak yorumlanıyor.
Müzakere masası ve olası senaryolar
Altı ayın sonunda tarafların müzakere masasına oturması bekleniyor. Uluslararası toplumun baskısı ve küresel ekonomik kaygılar, diplomasiyi zorunlu kılıyor. Ancak görüşmelerin zemini oldukça kırılgan. ABD, nükleer programın tamamen sona ermesini ve İran'ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılmasını isterken; İran, yaptırımların kaldırılması ve güvenlik garantileri talep ediyor.
Uzmanlara göre üç olası senaryo öne çıkıyor: İlk senaryoda, tarafların kapsamlı bir anlaşmaya varması; ikincisinde, mevcut durumun bir süre daha devam etmesi ve üçüncüsünde ise İran'ın ekonomik çöküşü ve olası bir rejim değişikliği. Her senaryonun bölge için sonuçları farklı olacak.
Bu süreçte Türkiye'nin rolü kritik önem taşıyor. Hem ABD ile müttefiklik hem de İran ile komşuluk ilişkilerini dengeleyen Türkiye, insani krizin önlenmesi ve diyaloğun sağlanması için arabuluculuk yapabilir. Ancak Türkiye'nin de ekonomik olarak etkilendiği bu savaştan minimum hasarla çıkması için etkili bir diplomasi yürütmesi gerekiyor.
Sonuç olarak, İran savaşı Washington'un hesapladığı gibi kısa sürmüyor ve sonuçları giderek daha karmaşık bir hal alıyor. Askeri çözümün tıkandığı bu noktada, diplomasiye dönüş kaçınılmaz görünüyor. Ancak müzakerelerin başarıya ulaşması, tarafların gerçekçi tavizler vermesine bağlı. Aksi halde, bölge daha uzun yıllar istikrarsızlıkla boğuşabilir ve küresel güvenlik yeni tehditlerle karşı karşıya kalabilir.