İstanbul — İnsanın ne olduğu sorusu, felsefe tarihinin en kadim meselelerinden biri olagelmiştir. Ancak günümüzde bu soru, kimlik siyasetinin gölgesinde sıkça gözden kaçırılıyor. Peki, insan gerçekten nedir? Kim olduğu değil; dikkat buyurun, ne olduğu...
İnsan, Dert Ettiği Şeydir
İnsanı insan yapan, onun dert ettikleridir. Aradığı, sevdiği, meşgul olduğu şeylerdir. Muhitidir, ahbabıdır, dinlediğidir, okuduğudur, giydiğidir, yediğidir. İnsan bunların hepsi birden. Ama en çok, dert ettiğidir. Çünkü insan çok dert eder. Rızkını, istikbalini, sağlığını, çocuğunu, onurunu, itibarını... Dert ettikleri, insanın sınırlarını çizer.
Bu tanım, siyasetten ekonomiye, eğitimden sağlığa kadar hayatın her alanına dokunuyor. Çünkü insanın ne olduğunu anlamak, aslında toplumun hangi değerler üzerine inşa edildiğini anlamak demektir. Dert ettiğimiz şeyler, aynı zamanda önceliklerimizi ve korkularımızı yansıtır.
Kimlik Siyasetinin Ötesinde İnsanı Anlamak
Modern siyaset, insanı genellikle kimlikler üzerinden tanımlar: etnik köken, din, mezhep, cinsiyet, sınıf... Oysa insan, bu kimliklerin toplamından daha fazlasıdır. İnsanı anlamak için onun neyle meşgul olduğuna bakmak gerekir. Sabah uyandığında aklına gelen ilk şey nedir? Gün boyu neyle uğraşır? Akşam yatağa yattığında zihnini kemiren nedir? İşte bunlar, insanın gerçek kimliğini oluşturur.
Siyaset kurumu, bu gerçeği göz ardı ettiğinde, insanı sadece bir oy deposu olarak görür. Oysa insan, dertleriyle, umutlarıyla, korkularıyla bir bütündür. Siyasetin görevi, bu bütünü anlamak ve ona göre politika üretmektir. Aksi halde, kimlik siyaseti insanı parçalara ayırır ve toplumsal dokuyu zedeler.
Dertlerimiz Bizi Biz Yapan Şeydir
İnsanın dert ettikleri, aynı zamanda onun değerler hiyerarşisini gösterir. Kimi insan rızkını dert eder, kimi itibarını, kimi sevdiklerini... Bu dertler, bireyin hayatına yön verir. Toplumsal düzeyde ise, ortak dertler bizi bir arada tutar. Ekonomik kriz, işsizlik, adaletsizlik, eğitim sorunları... Bunlar hepimizin dert ettiği şeylerdir. Ve bu dertler, siyasetin ana gündemini belirlemelidir.
Ancak günümüzde siyaset, çoğu zaman insanların gerçek dertlerinden kopuk bir şekilde yürütülüyor. Kimlik çatışmaları, ideolojik kamplaşmalar, kutuplaşma... Bunlar insanın gerçek dertlerini gölgeliyor. Oysa insan, ekmek derdinde, iş derdinde, gelecek derdinde. Siyasetin bu dertlere çözüm üretmesi gerekir.
Sonuç: İnsanı Anlamak, Geleceği Anlamaktır
İnsan nedir? Kimdir değil; nedir! Dert ettiğidir insan. Aradığıdır, sevdiğidir, meşgul olduğudur. İnsanı anlamak için onun dertlerine bakmak gerekir. Siyaset, ekonomi, eğitim, sağlık... Tüm bu alanlar, insanın dertlerine çözüm üretmek için vardır. Eğer bir siyaset, insanın dertlerine dokunmuyorsa, o siyaset eksiktir. İnsanı anlamak, aslında geleceği anlamaktır. Çünkü insan, dertleriyle var olur ve dertleriyle şekillenir.