İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında yürütülen İBB davasında savunma süresinin 1,5 güne kısıtlanmasına itiraz etti ancak talebi reddedildi. 476 gündür tutuklu bulunan İmamoğlu, mahkemeye sunduğu dilekçede savunmasını detaylı olarak yapabilmek için yeterli süre tanınmasını istemişti. Mahkeme heyeti, İmamoğlu'nun itirazını değerlendirerek savunma süresinin kısaltılması kararında direndi. Karar, siyasi çevrelerde ve hukuk camiasında geniş yankı uyandırdı.
Savunma hakkına müdahale iddiası
Ekrem İmamoğlu'nun avukatları, müvekkillerinin savunma hakkının kısıtlandığını ve bu durumun adil yargılanma ilkesine aykırı olduğunu belirtti. Avukatlar, mahkemenin kararına karşı üst mahkemeye başvuracaklarını açıkladı. İmamoğlu cephesi, "Savunma süresinin bu kadar kısa tutulması, etkili bir savunma yapılmasını imkânsız hale getiriyor. Kağıt üzerinde bir savunmaya mahkum ediliyoruz" ifadelerini kullandı.
Hukuki süreç ve tartışmalar
Söz konusu dava, İmamoğlu'nun belediye başkanlığı dönemindeki bazı ihale süreçlerine ilişkin yürütülüyor. İddianamede, İmamoğlu'nun "ihalelere fesat karıştırmak" ve "rüşvet" suçlamalarıyla karşı karşıya olduğu belirtiliyor. İmamoğlu ise tüm suçlamaları reddederek, siyasi bir kumpasla karşı karşıya olduğunu savunuyor. Tutukluluğunun 476. gününde olan İmamoğlu, daha önce de savunma süresinin yetersiz olduğu gerekçesiyle mahkemeye başvurmuş ancak benzer bir ret yanıtı almıştı.
Öte yandan, kararın ardından CHP ve muhalefet partileri sert tepki gösterdi. CHP Sözcüsü, "Hukuk, siyasi amaçlar için araçsallaştırılmamalıdır. İmamoğlu'nun savunma hakkı gasp edilmektedir" dedi. İktidar kanadından ise konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmedi. Hukukçular, savunma süresinin kısıtlanmasının Anayasa Mahkemesi'nin daha önce verdiği içtihatlara aykırı olabileceğini belirtiyor.
İmamoğlu'nun savunmasını yarın yapması bekleniyor. Mahkeme, sürecin hızlı ilerlemesi için savunma süresini sınırlandırdığını ifade ederken, İmamoğlu avukatları bu kararın savunma için yeterli olmayacağını ve yargılamanın adil olmadığını vurguluyor. Gelişmeler, Türkiye'de yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.