Muğla'nın Bodrum ilçesinde düzenlenen ve ana sponsorlarından birinin Limak Holding olduğu müzik festivali, devletin üst düzey yetkililerinin katılımıyla gerçekleşirken; aynı günlerde Muğla'nın Milas ilçesine bağlı Akbelen'de zeytinlikleri ve doğayı savunan çevre aktivisti Esra Işık, mahkeme tarafından hapis cezasına çarptırıldı. Bu iki olay, Türkiye'de çevre mücadelesi ile sermaye arasındaki ilişkiyi yeniden tartışmaya açtı. Esra Işık'ın cezası, çevre aktivistlerinin karşılaştığı hukuki baskıların somut bir örneği olarak görülürken, Limak konserine gösterilen devlet ilgisi ise eleştirilere neden oldu.
Akbelen'de Doğa Mücadelesi ve Hukuki Süreç
Muğla'nın Milas ilçesinde bulunan Akbelen Ormanı, yıllardır termik santral kömür madeni için yapılan ağaç kesimlerine karşı verilen mücadeleyle biliniyor. Bölge sakinleri ve çevre aktivistleri, zeytin ağaçlarının ve orman ekosisteminin korunması için eylemler düzenliyor. Esra Işık, bu mücadelenin önde gelen isimlerinden biri olarak öne çıkıyor. Işık, çeşitli eylemlerde gözaltına alınmış ve hakkında soruşturmalar açılmıştı. Son olarak, bir etkinlik sırasında yaşanan gerginlikte ormanı işgal etme ve görevi engelleme suçlamalarıyla yargılanan Işık, mahkeme tarafından hapis cezasına mahkum edildi. Karara tepki gösteren çevre örgütleri, kararın 'doğa savunucularını susturma girişimi' olduğunu belirtti.
Esra Işık'ın avukatı, cezanın temyiz sürecinin takip edileceğini ve müvekkilinin suçsuz olduğunu savundu. Açıklamasında, "Esra Hanım'ın tek suçu, yaşam alanlarının yok edilmesine karşı çıkmaktır. Bu ülkede doğayı korumak neredeyse suç haline getirildi" ifadelerini kullandı. Çevre aktivistleri, Akbelen'deki mücadelenin sadece bölgesel değil, tüm Türkiye'yi ilgilendiren önemli bir direniş olduğunu vurguluyor.
Limak Konserine Devlet Desteği ve Çifte Standart Tartışması
Esra Işık'ın ceza aldığı dönemde, Limak Holding'in ana sponsorluğunda Bodrum'da düzenlenen konserde, devletin önemli isimleri yer aldı. Konsere, bazı bakanlar ve milletvekilleri katılarak destek verdi. Programda Limak'ın yatırımları övülürken, şirketin enerji sektöründeki faaliyetlerinden övgüyle bahsedildi. Limak, Akbelen'deki kömür madeni sahasının işletmecisi olarak biliniyor. Bu bağlamda, aynı şirketin faaliyet gösterdiği bölgede çevre mücadelesi veren bir aktivist ceza alırken, şirketin etkinliklerinin devlet eliyle kutsanması, toplumda ciddi bir çifte standart eleştirisine yol açtı.
Sosyal medyada tepkilerini dile getiren birçok kullanıcı, hashtag'lerle sesini yükseltirken, bazı muhalefet partilerinden de açıklamalar geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yaptığı yazılı açıklamada, "Doğayı katledenlerle iş birliği yapanlar, doğayı savunanları cezalandırıyor. Bu ülkede adalet ancak çevre katliamına dur diyebilenlerin yanında olabilir" dedi. İYİ Parti lideri Meral Akşener ise, "Esra Işık'ın yanındayız. Akbelen'in direnişi, Türkiye'nin onur mücadelesidir" şeklinde konuştu.
Çevre aktivistleri ve bazı hukukçular, Işık'a verilen cezanın uluslararası hukuk standartlarına aykırı olduğunu savunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin çevre aktivistlerinin ifade özgürlüğü ve toplanma hakkının korunmasına dair içtihatlarına atıfta bulunarak, Türkiye'nin bu kararlarla uyumlu olması gerektiğini belirtiyorlar. Diğer yandan, hükümet çevre cezalarının yasal süreçlerin bir parçası olduğunu savunarak, hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını vurguluyor.
Çevre Hukuku ve Gelecek Perspektifi
Esra Işık'ın ceza alması, Türkiye'de çevre mahkemelerinin kurulmamış olması ve çevre suçlarıyla ilgili yasaların yetersizliğini bir kez daha gündeme getirdi. Çevre Mühendisleri Odası, yaptığı açıklamada, çevre davalarının uzmanlık gerektirdiğini, mevcut ceza mahkemelerinde bu davalara yeterince hakim olunamadığını ifade etti. Oda, çevre hukuku konusunda uzmanlaşmış mahkemelerin kurulmasını ve doğa savunucularının korunması için özel düzenlemeler yapılmasını talep etti.
Türkiye'de son yıllarda artan çevre mücadeleleri, sivil toplumun önemini artırdı. Cerattepe, Kaz Dağları, Akbelen gibi birçok bölgede halk, doğal yaşam alanlarını korumak için direniş gösteriyor. Bu direnişler, sadece çevre bilincinin yükselmesine değil, aynı zamanda mevcut hükümet politikalarına karşı toplumsal muhalefetin de bir parçası haline geldi. Ancak bu mücadeleler, çoğu zaman hukuki ve cezai yaptırımlarla karşılaşıyor. Esra Işık'ın aldığı hapis cezası, bu baskının en sembolik örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, Akbelen'deki doğa mücadelesi ile Bodrum'daki Limak konserine gösterilen devlet desteği, Türkiye'nin çevre politikalarındaki ve adalet anlayışındaki çelişkileri gözler önüne seriyor. Çevre aktivistlerinin yaşadığı mağduriyet, sadece bireysel bir adalet sorunu değil, aynı zamanda ülkenin geleceği açısından da kritik bir önem taşıyor. Ormanların, zeytinliklerin ve milyonlarca canlının yaşam hakkı, sermayenin çıkarlarından daha değerli görülmeli ve çevre savunucuları, cezalandırılacak değil, takdir edilecek kişiler olmalıdır.