Elazığ'ın Sivrice ilçesi açıklarında, Hazar Gölü'nün serin sularının altında gizlenen ve halk arasında "batık şehir" olarak adlandırılan antik yerleşim, son depremlerin izlerini taşıyor. Bölgede araştırma yapan dalgıçlar, su altındaki tarihi yapılarda depremler sonrası oluştuğu düşünülen çatlaklar ve yıkılmaları belgeledi. Bu keşif, hem arkeoloji dünyasında hem de deprem bilimi açısından önemli veriler sunuyor.
Sualtındaki Tarihi Yapılar Depremden Nasıl Etkilendi?
Hazar Gölü'nün derinliklerinde yer alan ve geçmişi Roma dönemine kadar uzandığı tahmin edilen batık şehir, yıllardır dalış tutkunlarının ve araştırmacıların ilgisini çekiyor. Son olarak, bölgede gerçekleştirilen bir dalış etkinliğinde, su altı kameralarıyla kaydedilen görüntülerde, antik duvarlarda ve yapılarda belirgin çatlaklar ve kısmi çökmeler fark edildi. Uzmanlar, bu tahribatın 2020 yılında Elazığ'da meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki depremin yanı sıra, bölgedeki diğer sismik hareketlerin bir sonucu olabileceğini belirtiyor.
Dalgıçlar, özellikle şehrin en belirgin yapısı olan ve bir kiliseye ait olduğu düşünülen kalıntılarda, duvarların bazı bölümlerinin tamamen yıkıldığını, bazılarının ise tehlikeli bir şekilde eğildiğini aktardı. Sualtı görüntülerinde, taş blokların yerinden oynadığı, sütunların kırıldığı ve zeminde çöküntüler oluştuğu net bir şekilde görülüyor. Bu bulgular, gölün tabanındaki tarihi mirasın depremlere karşı ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Depremlerin Sualtı Etkileri ve Araştırma Çalışmaları
Hazar Gölü, Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde yer alması nedeniyle sismik açıdan oldukça aktif bir bölgede bulunuyor. Bu nedenle, gölün altındaki tarihi kalıntılar, depremlerin uzun vadeli etkilerini incelemek için doğal bir laboratuvar niteliği taşıyor. Fırat Üniversitesi'nden jeologlar ve arkeologlar, batık şehirdeki hasarın boyutunu belirlemek ve depremlerin yapılar üzerindeki etkisini modellemek amacıyla kapsamlı bir araştırma başlattı.
Ekip, su altındaki yapıların lazer tarama ve fotogrametri yöntemleriyle üç boyutlu modellerini oluşturuyor. Bu sayede, depremlerin neden olduğu hasarın haritası çıkarılacak ve gelecekteki olası depremlere karşı risk analizi yapılabilecek. Ayrıca, gölün tabanındaki tortul katmanlar incelenerek, geçmişte meydana gelen büyük depremlerin izleri araştırılıyor.
Dalış ekibinin lideri ve su altı arkeoloğu Dr. Ayşe Yılmaz, yaptığı açıklamada, "Gördüğümüz tahribat, depremlerin sadece karada değil, su altındaki tarihi yapılar üzerinde de yıkıcı etkiler yaratabileceğini kanıtlıyor. Bu yapılar, bölgenin deprem tarihini anlamamız için eşsiz bir kaynak. Ancak her geçen gün hasar artıyor ve bu mirası korumak için acil önlemler alınması gerekiyor" dedi.
Hazar Gölü'nün batık şehri, ilk olarak 2017 yılında bir su altı araştırması sırasında keşfedilmişti. Yapılan çalışmalar, bölgede bir yerleşimin varlığını işaret eden duvar kalıntıları, seramik parçaları ve mimari öğeler ortaya çıkarmıştı. Ancak asıl ilgiyi, 2020 Elazığ depreminin ardından, depremin su altındaki yapılara verdiği zararın ilk kez bu kadar net görüntülenmesiyle uyandı.
Bölgenin Deprem Tarihi ve Geleceğe Yönelik Uyarılar
Doğu Anadolu Fay Hattı, tarih boyunca birçok yıkıcı depreme sahne olmuş bir kuşak. 2020 Elazığ depremi de bu gerçeği bir kez daha hatırlattı. Batık şehirdeki hasar, depremlerin ne kadar geniş bir alanı etkileyebileceğini ve su altı dahil her türlü yapının bu doğal afetlerden etkilenebileceğini gösteriyor.
Bu nedenle, yetkililerin ve bilim insanlarının, bölgedeki deprem riskini göz önünde bulundurarak hem tarihi mirasın korunması hem de olası bir depremde can ve mal kaybının önlenmesi için çalışmalarını artırması bekleniyor. Hazar Gölü'nün derinliklerindeki batık şehir, bizlere geçmişin depremlerle yazılmış hikayesini anlatırken, aynı zamanda gelecek için de önemli dersler sunuyor.
Sonuç olarak, Hazar Gölü'nün altındaki antik kent, depremlerin yıkıcı gücünün su altındaki mirası nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor. Bu bulgular, bilim dünyası için yeni bir araştırma alanı açarken, tarihi ve kültürel mirasın korunması konusunda da acil adımlar atılması gerektiğini ortaya koyuyor.