Gazze'de tedavi için yurt dışına çıkmayı bekleyen 22 bin hasta ve yaralı, İsrail'in sınır kapılarındaki kısıtlamalar nedeniyle yaşam mücadelesi veriyor. Gazze hükümetinden İsmail Sevabite, aralarında binlerce çocuğun da bulunduğu hastaların acılarının her geçen gün arttığını belirterek, sınır kapılarının açılması çağrısında bulundu.
Sağlık Sisteminin Çöküşü ve Bekleyen Hastalar
Gazze'deki sağlık altyapısı, yıllardır süren abluka ve son dönemdeki çatışmalar nedeniyle büyük ölçüde tahrip oldu. Hastanelerde ilaç, tıbbi malzeme ve yakıt sıkıntısı had safhada. Elektrik kesintileri nedeniyle ameliyathaneler ve yoğun bakım üniteleri çalışamaz hale geldi. Bu koşullar altında tedavi edilemeyen binlerce hasta, yurt dışına sevk edilmeyi bekliyor. Ancak İsrail'in Refah ve diğer sınır kapılarında uyguladığı sıkı kısıtlamalar, bu hastaların çıkışını engelliyor. Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre, acil tıbbi tahliye bekleyen hasta sayısı 22 bini aşmış durumda. Bu hastaların önemli bir kısmını çocuklar, kanser hastaları, diyaliz hastaları ve ağır yaralılar oluşturuyor.
İsmail Sevabite, yaptığı açıklamada, "Her geçen gün hastalarımızı kaybediyoruz. Sınır kapılarındaki keyfi kısıtlamalar nedeniyle tedavi için yurt dışına çıkamayan insanlar, basit bir enfeksiyon veya kontrol edilebilir bir yaralanma yüzünden hayatını kaybediyor. Binlerce çocuk, annesi ve babası yanındayken ölüyor. Uluslararası toplum artık sessizliğini bozmalı ve Gazze halkının temel insani haklarına erişimini sağlamalı" dedi.
Çocuklar ve Kronik Hastalar Arasında Hayat Kurtaran Tahliyeler Engelleniyor
Gazze'deki hastanelerde yatarak tedavi gören hastaların yanı sıra, ayakta tedavi gören ancak kendi imkânlarıyla yurt dışına çıkamayan binlerce hasta bulunuyor. Özellikle kanser hastaları, radyoterapi ve kemoterapi gibi tedavilere erişimde büyük zorluk yaşıyor. Diyaliz hastaları, düzenli seanslarını aksatmak zorunda kalıyor. Kalp hastaları, by-pass ve anjiyo gibi hayati operasyonlar için Mısır, Ürdün veya Türkiye'ye gitmeyi bekliyor. Ancak sınır kapılarındaki yavaş işleyen bürokrasi ve güvenlik gerekçeleriyle konulan kısıtlamalar, bu hastaların umutlarını tüketiyor.
Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü, defalarca Gazze'deki sağlık krizine dikkat çekti. Örgütler, İsrail'e sınır kapılarını insani yardım ve tıbbi tahliyeler için derhal açması çağrısında bulundu. Ancak bugüne kadar somut bir ilerleme kaydedilemedi. Gazze'deki doktorlar, uluslararası yardım kuruluşlarının bölgeye girişine izin verilmemesinden yakınıyor. Tıbbi malzeme stokları tükenmiş durumda; anestezik maddeler, steril eldiven, ameliyat ipliği gibi temel gereçler dahi bulunamıyor.
Uluslararası Toplumun Sorumluluğu ve Çözüm Arayışları
Gazze'deki insani kriz, sadece bölgesel değil küresel bir sorumluluk gerektiriyor. Mısır, Türkiye, Katar ve bazı Avrupa ülkeleri, yaralı ve hastaların tahliyesi için çaba gösteriyor ancak İsrail'in onayı olmadan bu çabalar sonuçsuz kalıyor. Sınır kapılarının kapalı olması, tıbbi tahliyelerin yanı sıra insani yardım konvoylarının da girişini engelliyor. Gıda, su, ilaç ve yakıt taşıyan kamyonlar günlerce sınırda bekletiliyor.
Uzmanlar, Gazze'deki sağlık sisteminin tamamen çökmesi durumunda salgın hastalıkların baş gösterebileceği ve bölgedeki istikrarsızlığın daha da artacağı uyarısında bulunuyor. Kolera, tifo gibi su kaynaklı hastalıklar, temiz suya erişimin kısıtlı olması nedeniyle hızla yayılabilir. Ayrıca, yaralıların tedavi edilememesi, kalıcı sakatlıklara ve ölüm oranlarının artmasına yol açıyor.
Gazze hükümeti ve sağlık yetkilileri, uluslararası kuruluşlara ve dünya liderlerine çağrıda bulunarak, sınır kapılarının ivedilikle açılmasını ve tıbbi tahliyelerin önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyor. İsmail Sevabite, "Biz sadece yaşamak istiyoruz. Çocuklarımızın geleceği için, annelerin evlatlarını kaybetmemesi için sesimizi duyurun. Bu bir insanlık görevidir" ifadelerini kullandı.
Gazze'de 22 bin hasta ve yaralının tedavi beklediği gerçeği, uluslararası toplumun acil müdahalesini gerektiriyor. Sınır kapılarındaki kısıtlamaların kaldırılması, sadece Gazze halkının değil, bölgesel barış ve istikrarın da teminatı olacaktır. Unutulmamalıdır ki, sağlık hizmetine erişim en temel insan hakkıdır ve bu hakkın engellenmesi, hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamaz.