İsrail'in Gazze'de soykırım, Batı Şeria'da etnik temizlik politikaları uluslararası kamuoyunda geniş yankı bulurken, 1948 topraklarındaki üniversitelerde Filistinli öğrencilere yönelik apartheid rejimini andıran ayrımcılık giderek derinleşiyor. İsrail üniversitelerinde okuyan Filistinli öğrenciler, sistematik ayrımcılık, ifade özgürlüğü kısıtlamaları ve güvenlik baskılarıyla karşı karşıya. Bu durum, uluslararası hukukta apartheid suçu tanımına uyan uygulamaların eğitim alanındaki yansıması olarak değerlendiriliyor.
Eğitimde Ayrımcılığın Boyutları
İsrail'deki üniversitelerde Filistinli öğrenciler, kabul süreçlerinden mezuniyete kadar birçok aşamada ayrımcılığa maruz kalıyor. Özellikle İbranice eğitim veren kurumlarda, Filistinli öğrencilere yönelik kota benzeri uygulamalar, düşük kabul oranları ve yetersiz destek hizmetleri dikkat çekiyor. Kudüs İbrani Üniversitesi, Tel Aviv Üniversitesi ve Technion gibi prestijli kurumlarda Filistinli öğrenci sayısı, nüfus oranlarına kıyasla oldukça düşük. Örneğin, Tel Aviv Üniversitesi'nde Filistinli öğrencilerin oranı yüzde 10'un altında seyrederken, bu oran İsrail nüfusundaki Filistinli vatandaşların yüzde 20'lik payıyla uyumsuzluk gösteriyor.
Ayrıca, Filistinli öğrencilere yönelik akademik destek programları yetersiz kalıyor. Burs imkanlarından yararlanma oranları düşük, yurt ve barınma hizmetlerinde ayrımcılık yapılıyor. Öğrenciler, ders materyallerinde ve kampüs etkinliklerinde Filistin kimliğini ifade etmelerinin engellendiğini belirtiyor. Bu durum, eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldırarak apartheid benzeri bir yapıyı güçlendiriyor.
İfade Özgürlüğüne Yönelik Baskılar
Filistinli öğrenciler, sadece akademik alanda değil, ifade özgürlüğü konusunda da ciddi baskılarla karşılaşıyor. İsrail yasaları, Filistinlilerin İsrail'in kuruluşunu 'Nekbe' (Felaket) olarak anmasını veya Filistin direnişini destekleyen açıklamalar yapmasını suç sayabiliyor. Üniversite yönetimleri, Filistin yanlısı etkinliklere izin vermeyerek veya bu etkinlikleri iptal ederek öğrencilerin örgütlenme hakkını kısıtlıyor. 2023 yılında birçok üniversitede Filistin'e destek gösterileri yasaklandı; katılan öğrenciler disiplin cezalarıyla karşılaştı.
Akademik boykot çağrıları yapan Filistinli öğrenciler, 'güvenlik riski' gerekçesiyle gözaltına alınabiliyor veya üniversiteden uzaklaştırılabiliyor. Bu uygulamalar, İsrail'in apartheid rejimini eğitim kurumları üzerinden pekiştirdiğini gösteriyor. İnsan hakları örgütleri, bu tür eylemlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve akademik özgürlüğü ihlal ettiğini vurguluyor.
Tarihsel Arka Plan ve Uluslararası Tepkiler
İsrail'in 1948'de kurulmasıyla birlikte Filistinlilerin büyük bir kısmı topraklarından sürüldü. Bugün İsrail vatandaşı olan Filistinliler, resmi olarak eşit haklara sahip görünse de, pratikte sistematik ayrımcılıkla karşılaşıyor. Eğitim alanındaki bu ayrımcılık, 2018'de kabul edilen 'Ulus Devlet Yasası' ile daha da kurumsallaştı. Yasa, İsrail'i 'Yahudi halkının ulus devleti' olarak tanımlayarak Filistinlilerin kolektif haklarını görmezden geliyor.
Uluslararası Af Örgütü ve Human Rights Watch gibi kuruluşlar, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikalarını 'apartheid' olarak nitelendiriyor. Birleşmiş Milletler de çeşitli raporlarında, İsrail'in eğitimde ayrımcılık yaptığını belgeledi. 2022'de BM Özel Raportörü, İsrail'in Filistinli öğrencilere yönelik ayrımcı uygulamalarını kınayarak, uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı. Ancak İsrail, bu eleştirileri reddederek, uygulamaların 'güvenlik gerekçesiyle' meşru olduğunu savunuyor.
Filistinli öğrenciler, bu baskılara rağmen eğitim haklarını savunmaya devam ediyor. Uluslararası öğrenci hareketleri ve akademisyenler, İsrail üniversitelerine yönelik boykot çağrılarını sürdürüyor. Türkiye'deki üniversiteler de Filistinli öğrencilere destek vererek, bu ayrımcılığa karşı farkındalık oluşturmayı hedefliyor. Sonuç olarak, İsrail'in eğitimdeki apartheid uygulamaları, Filistin halkının maruz kaldığı sistematik baskının bir parçası olarak uluslararası alanda tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.