7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te işlediği savaş suçlarına Almanya ve İngiltere'nin verdiği açık destek, Batı'nın yüzyıllardır savunduğu 'uygarlık' ve 'insan hakları' söylemini temelinden sarstı. Berlin ve Londra, sadece sessiz kalmakla yetinmeyip İsrail'e askeri, diplomatik ve ekonomik destek sağlayarak suçlara ortak oldu. Bu durum, uluslararası hukukun ve ahlaki değerlerin Batı için ne kadar araçsal olduğunu gözler önüne serdi.
Almanya'nın Tarihsel Suçluluk Duygusu ve Filistin
Almanya, Holokost'tan kaynaklanan tarihsel suçluluk duygusunu İsrail'i koşulsuz desteklemek için kullanıyor. Ancak bu destek, Filistinlilere yönelik sistematik şiddeti meşrulaştırıyor. Alman hükümeti, İsrail'e silah satışlarını artırdı ve uluslararası platformlarda İsrail'i savundu. Örneğin, Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Ekim 2023'te İsrail'e destek ziyaretinde bulunarak 'İsrail'in güvenliği Almanya'nın devlet çıkarıdır' dedi. Bu açıklama, Filistinlilerin yaşam hakkını yok sayan bir politikayı yansıtıyor.
Almanya'nın bu tutumu, kendi tarihindeki kolonyal suçları da akıllara getiriyor. Namibya'daki soykırımı ve diğer sömürge dönemi vahşetlerini hatırlatan bu politikalar, Batı'nın 'asla bir daha' söyleminin ne kadar samimiyetsiz olduğunu gösteriyor.
İngiltere'nin Sessiz Destek ve Askeri Yardımları
İngiltere ise İsrail'e verdiği askeri destekle öne çıkıyor. İngiliz hükümeti, İsrail'e silah ihracatını durdurmadı ve hatta istihbarat paylaşımını artırdı. Birleşmiş Milletler'de ateşkes çağrılarını veto eden veya çekimser kalan İngiltere, Filistinlilerin acılarını görmezden geldi. İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron, Gazze'deki ölümleri 'trajik' olarak nitelendirse de somut adım atmaktan kaçındı.
İngiltere'nin bu tutumu, kendi sömürgeci geçmişiyle de örtüşüyor. Filistin topraklarında 1917 Balfour Deklarasyonu'ndan bu yana oynadığı rol, bugünkü karmaşanın temelini attı. Şimdi ise İngiltere, İsrail'in savaş suçlarına göz yumarak bu mirası sürdürüyor.
Batı'nın Çifte Standardı ve Uluslararası Tepkiler
Batı'nın Ukrayna'da işgalci Rusya'ya karşı gösterdiği tepki ile Filistin'deki tutumu arasındaki uçurum, çifte standardın en açık kanıtı. Ukrayna için uygulanan yaptırımların İsrail için uygulanmaması, Batı'nın 'kurallara dayalı düzen' söylemini çürütüyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail yetkilileri hakkında tutuklama emri çıkarma çabaları ise Batılı ülkeler tarafından engelleniyor.
Bu durum, küresel Güney'de Batı'ya olan güveni sarstı. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davası, birçok ülke tarafından desteklendi. Batı'nın bu davaya karşı tutumu, onun 'uygarlık' iddiasını daha da zayıflattı.
Filistin Direnişi ve Batı'nın Ahlaki Çöküşü
Filistin halkı, on yıllardır işgal, abluka ve sistematik şiddete karşı direniyor. 7 Ekim 2023 sonrası İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları, on binlerce sivilin ölümüne yol açtı. Batılı ülkeler ise bu saldırıları 'meşru müdafaa' olarak nitelendirerek suça ortak oldu. Almanya ve İngiltere'nin yanı sıra ABD ve Fransa da benzer bir tutum sergiledi.
Batı'nın bu tutumu, kendi toplumlarında da tepki çekiyor. Londra, Berlin ve diğer Avrupa şehirlerinde yüz binlerce kişi Filistin'e destek gösterileri düzenledi. Ancak hükümetler, halkın iradesini yok sayarak İsrail'i desteklemeye devam etti. Bu durum, Batı demokrasilerinin ne kadar temsili olduğunu da sorgulatıyor.
Sonuç olarak, Almanya ve İngiltere'nin İsrail'e verdiği destek, Batı'nın 'uygarlık' ve 'insan hakları' iddiasını çökertmiştir. Filistin halkının yaşadığı trajedi, Batı'nın ahlaki çöküşünün bir sembolü haline gelmiştir. Uluslararası hukuk ve insan hakları, Batı için sadece çıkarlarına hizmet ettiği sürece geçerlidir. Bu çifte standart, dünya genelinde Batı'ya olan güveni sarsmış ve yeni bir küresel düzen arayışını hızlandırmıştır. Filistin davası, artık sadece bir Orta Doğu meselesi değil, aynı zamanda Batı'nın ahlaki meşruiyetinin sorgulandığı bir mücadeleye dönüşmüştür.