Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın dün akşam Ankara'da düzenlediği ortak basın toplantısına yalnızca sınırlı sayıda Cumhurbaşkanlığı muhabiri alındı. Basın mensuplarının büyük bölümünün dışarıda bırakıldığı etkinlikte, içeri alınan muhabirlerin tamamının iktidara yakın basın kuruluşlarında çalıştığı belirlendi. Bu durum, basın özgürlüğü ve habercilik ilkeleri açısından eleştirilere neden oldu.
Kısıtlı katılım ve eleştiriler
İletişim Başkanlığı'nın organizasyonuyla gerçekleşen basın toplantısına katılım konusunda seçici davranıldı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve birçok sivil toplum kuruluşu, bu uygulamayı 'habercilik hakkına müdahale' olarak nitelendirdi. Ana akım medya kuruluşlarının muhabirleri, basın toplantısının yapıldığı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne alınmazken, yalnızca Anadolu Ajansı, TRT, Sabah ve Yeni Şafak gibi iktidara yakın kuruluşların muhabirleri etkinliği izleyebildi. Bu durum, uluslararası basın kuruluşları tarafından da yakından takip edildi.
Geçmişteki benzer uygulamalar
Bu, ilk kez yaşanan bir uygulama değil. Cumhurbaşkanlığı kaynakları, 'güvenlik ve protokol' gerekçeleriyle zaman zaman basın toplantılarında kısıtlamaya gidildiğini belirtiyor. Ancak bu kez, iki ülke arasındaki kritik görüşmenin ardından yapılan basın toplantısının bu kadar dar bir katılımla gerçekleşmesi, dikkat çekti. Özellikle muhalefet partileri ve basın örgütleri, bu uygulamanın demokratik bir ülkede kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Bağımsız değerlendirme
Erdoğan ile Trump arasındaki görüşmenin içeriği kadar, basın toplantısının hangi koşullarda yapıldığı da habercilik açısından önemlidir. Basın mensuplarının sınırlandırılması, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasını engelleyebilecek bir uygulamadır. Demokrasilerde liderlerin medyaya karşı şeffaf olması beklenir. Bu olay, Türkiye'deki basın özgürlüğü tartışmalarına yeni bir boyut eklemiştir.