Sosyal medya içerik üreticisi Dilan Polat hakkında, geçtiğimiz yıl Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde yaşadığı olay nedeniyle başlatılan soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. Polat’ın olay anında panik atak geçirdiği, bu nedenle suç işleme kastının bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği bildirildi.
Olayın geçmişi
2024 yılının yaz aylarında Dilan Polat, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde aracını durdurarak trafikte uzun süre beklemiş, bu durum diğer sürücülerin tepkisine neden olmuştu. Olayın ardından sosyal medyada geniş yankı uyandıran video, emniyet güçlerinin harekete geçmesine yol açmış, Polat hakkında 'trafik güvenliğini tehlikeye sokma' suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı.
Panik atak raporu etkili oldu
Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada, Polat’ın olay sırasında panik atak krizi geçirdiğine dair sağlık raporu sunuldu. Raporda, Polat’ın uzun süredir panik bozukluk tedavisi gördüğü, köprüde yaşanan durumun bir atak sonucu meydana geldiği belirtildi. Bu rapor doğrultusunda savcılık, failin eylem sırasında irade ve bilincinin geçici olarak ortadan kalktığı, bu nedenle isnat edilen suçun manevi unsurunun oluşmadığı kanaatine vararak takipsizlik kararı verdi. Karar, Polat’ın avukatına tebliğ edildi.
Dilan Polat'ın kamuoyundaki yeri
Dilan Polat, özellikle lüks yaşam tarzı ve sosyal medya paylaşımlarıyla tanınan bir fenomen. Son dönemde hakkında açılan soruşturmalar ve mahkeme süreçleriyle sık sık gündeme geliyor. Polat, daha önce de vergi kaçakçılığı ve kara para aklama iddialarıyla ilgili soruşturmalarla karşı karşıya kalmıştı. Bu yeni takipsizlik kararı, kamuoyunda farklı yorumlara neden oldu. Kimi hukukçular panik atak tanısının suç işleme yeteneğini tamamen ortadan kaldırmadığı görüşünü savunurken, diğerleri sağlık sorunlarının ceza hukukunda objektif bir değerlendirme kriteri olarak kullanılmasını eleştiriyor.
Hukuki boyut ve tartışmalar
Panik atak gibi geçici ruhsal bozuklukların ceza sorumluluğuna etkisi, Türk Ceza Kanunu’nun 34. maddesi kapsamında değerlendiriliyor. Madde, 'geçici bir nedenle irade ve bilincinin kaybolması' halinde kişinin cezai sorumluluğunun bulunmadığını hükme bağlıyor. Ancak bu tür bir raporun sadece sağlık merkezlerinden alınması ve atak anında kişinin eylemlerini kontrol edemediğinin bilimsel olarak kanıtlanması gerekiyor. Savcılığın bu ölçütlere uygun hareket edip etmediği, ilerleyen süreçte tartışma konusu olabilir.