Üçüncü kez tutuklanan tiyatro sanatçısı Deniz Göktaş, cezaevinden yazdığı mektupta “Ölü Deniz” adlı gösterisinde kullandığı ifadeler gerekçesiyle hakkında 12 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandığını duyurdu. Göktaş, tutukluluğunun hukuki bir zorunluluk değil, sanatsal ifadeyi susturmaya yönelik bir baskı aracı olduğunu savundu. Mektup, sanat camiası ve sivil toplum kuruluşları tarafından geniş yankı uyandırdı.
“Ölü Deniz” Gösterisi ve Tutukluluk Süreci
Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı tek kişilik gösterisinde deniz kirliliği, ekolojik yıkım ve toplumsal hafıza gibi konuları işlemişti. Gösterinin bazı bölümlerinde kullandığı ifadelerin “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “devletin kurumlarını aşağılama” suçlamalarıyla ilişkilendirildiği öğrenildi. Hazırlanan iddianamede Göktaş’ın 12 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor. Sanatçı, daha önce iki kez tutuklanmış ve her seferinde tahliye edilmişti; ancak üçüncü tutukluluk süreci halen devam ediyor.
Göktaş’ın avukatları, iddianamenin sanatsal ifade özgürlüğünü doğrudan hedef aldığını ve suçlamaların somut delillerden yoksun olduğunu belirtti. Avukatlar, gösterinin sanatsal bir eleştiri olduğunu ve şiddet çağrısı içermediğini vurguladı. Dava dosyasına ilişkin henüz resmi bir duruşma tarihi açıklanmadı.
Cezaevinden Mektup: “Sanat Susturulamaz”
Deniz Göktaş, cezaevinden kaleme aldığı mektupta, tutukluluğunun ardındaki gerçek nedenin sanatsal üretimi engellemek olduğunu ifade etti. Mektubunda, “Ölü Deniz” gösterisinin toplumsal bir yara olan deniz kirliliğine dikkat çekmek amacıyla sahnelendiğini, hiçbir siyasi angajman taşımadığını belirtti. Göktaş, “Sanatın susturulması, toplumun susturulmasıdır. Ben sadece denizin ölümünü anlattım, kimseye hakaret etmedim.” ifadelerini kullandı.
Sanatçı, mektubunda ayrıca adil yargılanma hakkına vurgu yaparak, dosyasının bir an önce bağımsız mahkemelerce incelenmesini talep etti. Tutukluluk sürecinin kendisini yıldırmadığını, aksine sanatsal üretimini daha da güçlendirdiğini söyledi. Mektup, cezaevi koşullarının zorluğuna rağmen umudunu koruduğunu gösteriyor.
Sanat Camiasından Destek Açıklamaları
Göktaş’ın tutukluluğu, birçok sanatçı, yazar ve sivil toplum örgütü tarafından protesto edildi. Tiyatro dernekleri, “Sanat özgürlüktür, tutuklanamaz” başlıklı ortak bir bildiri yayımlayarak Göktaş’a destek verdi. Bildiride, “Ölü Deniz” gösterisinin sansürlenmesinin kabul edilemez olduğu ve sanatçının derhal serbest bırakılması gerektiği belirtildi. Bazı uluslararası sanat kuruluşları da Türkiye’deki ifade özgürlüğü endişelerini dile getirdi.
Öte yandan, bazı hukukçular iddianamenin hukuki dayanağının zayıf olduğunu savunarak, davanın AİHM’e taşınabileceğini öngörüyor. Göktaş’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmayı planladıklarını açıkladı. Sanatçının tutukluluğu, Türkiye’de sanat ve ifade özgürlüğü tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Arka Plan: Deniz Göktaş’ın Sanatı ve Önceki Davaları
Deniz Göktaş, uzun yıllardır bağımsız tiyatro alanında üretim yapan bir sanatçı. Toplumsal konulara odaklanan oyunlarıyla tanınıyor. Daha önce iki kez tutuklanmış, ancak mahkemeler tarafından tahliye edilmişti. Göktaş’ın “Ölü Deniz” oyunu, ilk kez 2022 yılında sahnelenmiş ve birçok festivalde gösterilmişti. Oyun, deniz kirliliği ve iklim krizi gibi evrensel temaları işlemesine rağmen, içerdiği bazı metaforlar nedeniyle hedef alındı.
Sanatçının üçüncü kez tutuklanması, Türkiye’de sanatçılara yönelik artan baskıların bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Son yıllarda birçok sanatçı, akademisyen ve gazeteci benzer suçlamalarla yargılandı. Uluslararası kuruluşlar, Türkiye’yi ifade özgürlüğü konusunda uyarırken, yerel mahkemelerin bağımsızlığı sorgulanıyor. Göktaş davası, bu bağlamda sembolik bir dava haline geldi.
Değerlendirme: Sanat ve İfade Özgürlüğü Kesişiminde Bir Dava
Deniz Göktaş’ın tutukluluğu ve hakkındaki 12 yıla kadar hapis istemi, sanatın sınırlarının ne olduğu ve ifade özgürlüğünün nasıl korunması gerektiği tartışmalarını derinleştiriyor. Bir gösteride kullanılan ifadelerin suç unsuru taşıyıp taşımadığı, yargı sürecinin sonunda netleşecek. Ancak şu açık ki, sanatçılar üzerindeki baskı, toplumsal diyaloğu ve eleştirel düşünceyi zayıflatıyor. Göktaş’ın mektubu, sadece kendi özgürlüğü için değil, tüm sanat emekçileri için bir çağrı niteliğinde.
Davanın seyri, Türkiye’de hukuk devleti ve ifade özgürlüğü ilkeleri açısından bir test olacak. Sanatın susturulması, toplumun susturulmasıdır; bu dava, sanatın ve sanatçının yanında durmanın önemini bir kez daha hatırlatıyor.