Dün gece yaşamını yitiren Şükran Soner, Cumhuriyet döneminin en önemli kadın aktivistlerinden biri olarak anılıyor. İşçi sınıfının hakları, kadın hakları ve insan hakları alanında verdiği mücadeleyle bilinen Soner, Türkiye sendikal hareketinin duayen isimlerindendi. Uzun süredir tedavi gördüğü hastanede bu sabah saatlerinde yaşamını yitiren Soner’in ölümü, başta siyaset ve iş dünyası olmak üzere tüm ülkede büyük üzüntüyle karşılandı.
Şükran Soner, 1923 yılında İstanbul’da doğdu. Gençlik yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Öğrencilik yıllarında başlayan sosyalist düşünceyle tanışıklığı, onu işçi sınıfının mücadelesine yönlendirdi. 1940’lı yılların sonunda Türkiye’nin ilk kadın sendikacılarından biri olarak öne çıktı. 1950’de kurulan İstanbul Lastik İş Sendikası’nın kurucu üyeleri arasında yer aldı. Bademağacı’nda lastik fabrikasında çalıştığı sırada örgütlenme çalışmalarına başladı ve kısa sürede sendikanın genel sekreteri oldu. Dönemin zorlu koşullarında kadın olarak sendikacılık yapmak, onun için büyük bir cesaret örneğiydi.
Uzun Bir Mücadele Geçmişi
Soner, 1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) aktif siyasetin içinde oldu. 1961 Anayasası’nın sağladığı görece özgürlük ortamında sendikal hakların gelişmesi için çaba gösterdi. Türkiye’deki ilk kadın örgütlerinden biri olan İlerici Kadınlar Derneği’nin kurucularındandır. Bu dernek, kadın sorunlarını sınıfsal perspektifle ele alarak önemli çalışmalara imza attı.
1970’li yıllar, Soner için sendikal mücadelenin en yoğun olduğu yıllardı. DİSK’e bağlı Lastik-İş’in genel başkanlığına getirildi. 1977’de İstanbul’da yapılan 1 Mayıs’ta yaşanan kanlı olayların ardından birçok sendikacı gibi o da ağır baskılara maruz kaldı. 1980 darbesi sonrasında sendikacılık faaliyetleri nedeniyle gözaltına alındı ve tutuklandı. Cezaevinde bile mücadeleyi bırakmadı ve yoldaşlarının örgütlenmesine yardımcı oldu.
Kadın Hakları ve Emek Mücadelesindeki Yeri
Şükran Soner, yalnızca sendikal alanda değil, aynı zamanda kadın hakları savunucusu olarak da tanındı. 1980’li yıllarda oluşan feminist harekete destek verdi ve birçok kadın örgütünün kuruluşunda yer aldı. 1990’lı yıllarda ise Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldı. İşkenceye karşı mücadele etti ve cezaevlerindeki kimi uygulamaların kanuna aykırı olduğunu kamuoyuyla paylaştı.
Geçirdiği uzun yaşam boyunca, haklı mücadelesini hiçbir koşulda taviz vermeden sürdürdü. Onun için demokrasi ve özgürlük, yaşamın vazgeçilmez unsurlarıydı. Cumhuriyet değerlerine bağlı kaldı ve bunları yeni kuşaklara aktarmayı bir görev bildi. Kitapları ve anıları, Türkiye’nin yakın siyasi tarihine ışık tutmaktadır.
Son Yılları ve Vasiyeti
Hayatını kaybettiği sırada 97 yaşında olan Soner, son dönemde sağlık sorunlarıyla mücadele ediyordu. Buna rağmen ziyaretçilerini kabul etmeyi ve yaşanan gelişmeleri yakından izlemeyi ihmal etmiyordu. Geçtiğimiz aylarda, kendi yaşam öyküsünü anlatan bir kitap üzerinde çalıştığı öğrenildi. Vasiyetiyle ilgili ailesinden açıklama henüz gelmedi, ancak cenazesinin İstanbul’da toprağa verileceği bildirildi.
Ölümü nedeniyle başsağlığı mesajları yayınlayanlardan bazıları şunlar:
- Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, Soner’i ülkenin yetiştirdiği saygın bir insan hakları savunucusu olarak nitelendirdi.
- Ana muhalefet partisi lideri, Soner’in ölümüyle Türkiye’nin önemli bir tanığını yitirdiğini belirtti.
- DİSK Genel Başkanı, Soner için "Seni unutmayacağız" mesajı paylaştı.
Şükran Soner’in mücadelesi, yalnızca yaşadığı döneme değil, bugünkü ve gelecekteki tüm emekçilere ilham kaynağı olmayı sürdürecek. Türkiye, onun gibi öncü bir mücadele insanını kaybetti; ancak bıraktığı miras, demokrasi ve adalet arayışlarında hep yolumuzu aydınlatacak.