Cumhuriyet'in ilanının üzerinden 103 yıl geçti. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi ve Cumhuriyet'in kuruluş sürecine ilişkin tarihsel bilgilerimiz hâlâ önemli ölçüde sınırlı. 2023'te Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla yakın tarihe dair sislerin dağılacağına yönelik beklenti tam olarak karşılanmadı. Tarihçiler, arşivlerin erişilebilirliği ve resmî tarih yazımının ötesine geçen akademik çalışmaların yetersizliği nedeniyle bu dönemin hâlâ karanlıkta kalan yönleri bulunduğunu belirtiyor.
100. yıl beklentisi neden karşılanmadı?
Cumhuriyet'in 100. yılına denk gelen 2023'te, yakın tarihe ilişkin kapsamlı yayınlar ve arşiv açılımları bekleniyordu. Ancak hem akademik hem de popüler düzeyde bu beklenti büyük ölçüde karşılıksız kaldı. Özellikle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş dönemine ait belgelerin büyük bir kısmı hâlâ tasnif edilmemiş durumda. Askerî arşivler, diplomatik yazışmalar ve kişisel evraklar üzerindeki erişim kısıtlamaları, dönemin daha iyi anlaşılmasının önündeki en büyük engellerden biri olarak gösteriliyor. Ayrıca, resmî tarih tezlerinin dışına çıkan çalışmaların hem akademik çevrelerde hem de kamusal alanda yeterince desteklenmemesi, bilgi boşluğunu derinleştiriyor.
Tarihçi Prof. Dr. Ahmet Demirel, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına dair hâlâ birçok kritik soru yanıtsız. Özellikle 1920-1923 arası dönemde alınan kararların perde arkası, yeterince aydınlatılmış değil. 100. yılda beklenen açılım maalesef gerçekleşmedi" ifadelerini kullandı.
Arşivlerin durumu ve erişim sorunları
Türkiye'de tarih araştırmaları için en önemli kaynaklardan biri olan Devlet Arşivleri, son yıllarda dijitalleştirme çalışmalarına hız vermiş olsa da, özellikle hassas kabul edilen belgelerin araştırmacılara açılması konusunda istenen düzeye ulaşılamadı. Osmanlı Arşivi'nde tasnif edilmeyi bekleyen milyonlarca belge bulunuyor. Cumhuriyet Arşivi'nde ise erişim süreçleri uzun ve bürokratik engellerle dolu. Bu durum, hem yerli hem de yabancı araştırmacıların çalışmalarını zorlaştırıyor. Öte yandan, son yıllarda bazı üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları, alternatif kaynaklara yönelerek sözlü tarih çalışmalarına ağırlık veriyor. Ancak bu çalışmalar, birinci elden belgelere dayanmadığı için tartışmalı sonuçlar doğurabiliyor.
Tarih Vakfı'nın 2022'de yayımladığı bir raporda, "Cumhuriyet'in ilk yıllarına ilişkin bilgi boşluğu, sadece akademik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın inşası açısından da kritik bir sorun" denilmişti. Raporda, özellikle eğitim müfredatında yer alan bilgilerin güncel araştırmalarla desteklenmediği vurgulanmıştı.
Resmî tarih yazımı ve alternatif yaklaşımlar
Türkiye'de uzun yıllar boyunca resmî tarih tezi, Cumhuriyet'in kuruluşunu belirli bir çerçevede ele aldı. Bu çerçevenin dışına çıkan çalışmalar ise zaman zaman çeşitli engellerle karşılaştı. Son yıllarda, özellikle genç tarihçiler arasında, resmî anlatının dışına çıkan ve karşılaştırmalı yöntemler kullanan çalışmalar artmaya başladı. Ancak bu çalışmaların kamusal alanda yeterince görünür olduğunu söylemek güç. Popüler tarih yayıncılığı ise daha çok sansasyonel konulara yöneliyor; bu da derinlemesine analizlerin önüne geçiyor.
Öte yandan, dijital beşeri bilimler alanındaki gelişmeler, tarih araştırmalarına yeni olanaklar sunuyor. Yapay zekâ destekli metin analizi ve büyük veri çalışmaları, arşiv belgelerinin daha hızlı tasnif edilmesine imkân tanıyabilir. Ancak bu teknolojilerin Türkiye'deki tarih araştırmalarında kullanımı henüz çok sınırlı.
Gelecek için ne yapılmalı?
Uzmanlar, Cumhuriyet tarihinin daha iyi anlaşılması için bir dizi adım atılması gerektiğini belirtiyor:
- Arşivlerin erişilebilirliğinin artırılması ve tasnif süreçlerinin hızlandırılması,
- Akademik çalışmalara yönelik maddi ve kurumsal desteğin çoğaltılması,
- Resmî tarih tezinin ötesine geçen araştırmaların teşvik edilmesi,
- Dijital beşeri bilimler altyapısının güçlendirilmesi,
- Toplumsal hafızanın güçlendirilmesi için sözlü tarih projelerine ağırlık verilmesi.
Bu adımlar atılmadığı takdirde, önümüzdeki yıllarda da Cumhuriyet'in kuruluş dönemine ilişkin bilgi boşluğunun sürmesi riski bulunuyor. 103. yılda hâlâ sorulan sorular, tarih yazımının ne kadar zorlu ve politik bir süreç olduğunu gözler önüne seriyor. Cumhuriyet'i anlamak, sadece tarihi yapmakla değil, onu cesurca yazmakla da mümkün olabilir.