Aziz İhsan Aktaş davasında mahkeme kararını açıkladı. Aralarında görevden alınan CHP'li belediye başkanlarının da bulunduğu sanıklar, 'örgüt' suçundan beraat ederken, 'rüşvet' suçundan çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Karar, yerel siyasette yolsuzluk algısını yeniden gündeme getirdi.
Davada verilen cezalar
Mahkeme, Aziz İhsan Aktaş hakkında rüşvet suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Görevden alınan CHP'li belediye başkanları ise 5 yıl ile 8 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı. Sanıkların tamamı, 'örgüt üyeliği' ve 'örgüt yönetme' suçlarından ise delil yetersizliği nedeniyle beraat etti.
İddianameye göre, belediye başkanlarının imar planı değişiklikleri, ihale süreçleri ve ruhsat işlemlerinde usulsüzlük yaparak rüşvet aldıkları öne sürülmüştü. Mahkeme heyeti, bu eylemleri sabit görürken, sanıkların bir örgüt çatısı altında hareket ettiklerine dair yeterli delil bulunmadığına hükmetti.
Davanın arka planı ve tanıklar
Soruşturma, 2019 yılında başlatılmış ve 2021 yılında iddianamenin kabulüyle dava açılmıştı. Soruşturma kapsamında bazı müteahhitlerin, belediye başkanlarına para ve menfaat sağladıkları yönünde ifadeleri yer almıştı. Tanık ifadelerinde, belediye başkanlarının ihale süreçlerinde belirli firmaları kayırdığı, karşılığında lüks araç ve gayrimenkul değerinde menfaat temin ettiği belirtilmişti.
Davanın en kritik tanıklarından biri olan bir müteahhit, mahkemede yaptığı açıklamada, "Belediyeden aldığımız işler için belirli bir komisyon ödüyorduk. Bu ödemeleri bir danışman şirket üzerinden gerçekleştiriyorduk" ifadelerini kullandı. Bu ifadeler, mahkemenin rüşvet suçunu sabit görmesinde etkili oldu.
Sanık avukatları ise kararı temyiz edeceklerini açıkladı. Avukatlar, müvekkillerinin suçsuz olduğunu, tanık ifadelerinin çelişkili olduğunu ve adil yargılanma ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürdü.
Karar, belediye başkanlarının yargılandığı diğer davalar açısından da emsal niteliği taşıyor. Özellikle CHP'li belediyelere yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturmalarında, bu kararın nasıl yorumlanacağı merak ediliyor.
Gözlemciler, bu kararla birlikte yerel yönetimlerde şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunun daha fazla tartışılacağını belirtiyor. Ayrıca, siyasi partilerin belediye yönetimlerinde etik kurallara uyulması konusunda daha hassas davranmaları gerektiği vurgulanıyor.
Sonuç olarak, bu dava, Türkiye'de yerel siyasette yolsuzlukla mücadele açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Verilen cezalar, diğer kamu görevlilerine ve siyasilere yönelik bir uyarı niteliği taşırken, yargı sürecinin bağımsızlığı ve etkinliği hakkında da kamuoyunda farklı görüşlere yol açtı.
Bu kararın temyiz aşamasında bozulması veya onanması durumunda, hukuk gündeminde uzun süre tartışılacak bir dosya olarak kalacağı açıktır.