Tekrarlayan baş dönmesi şikayetiyle doktora başvuran birçok kişi, kulak kristalleri veya boyun fıtığı tanısı alırken, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu bu durumun altında baş ağrısı yapmayan "vestibüler migren" olabileceğini söyledi. Uzmanlara göre, vestibüler migren migrenin bir alt tipi olup baş dönmesi ataklarıyla kendini gösteriyor. Hastalar yıllarca yanlış tedavi alabiliyor.
Vestibüler migren nedir ve nasıl anlaşılır?
Vestibüler migren, migren hastalarında görülen ve baş dönmesi ataklarıyla karakterize bir durumdur. Tipik migren baş ağrısı olmadan da ortaya çıkabilen bu hastalık, sıklıkla kulak kristali (benign paroksismal pozisyonel vertigo) veya boyun fıtığı ile karıştırılmaktadır. Prof. Dr. Müftüoğlu, tekrarlayan baş dönmesi olan her hastanın migren ihtimalini de düşünmesi gerektiğini vurguluyor.
Belirtileri ve tanı yöntemleri
Vestibüler migrenin başlıca belirtileri arasında ani başlayan baş dönmesi, denge kaybı, mide bulantısı ve ışığa/sese hassasiyet yer alıyor. Ataklar birkaç dakika ile birkaç gün arasında sürebiliyor. Tanı için nörolojik muayene, hasta öyküsü ve görüntüleme yöntemleri kullanılıyor. Özellikle baş dönmesi ile birlikte migren öyküsü olan hastalarda vestibüler migren olasılığı yüksek.
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun uyarıları
Ünlü hekim, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, "Baş dönmesi denilince akla ilk gelen kulak kristalleri veya boyun fıtığı olsa da, bu nedenlerle açıklanamayan tekrarlayan baş dönmelerinde vestibüler migren mutlaka araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Hastalığın tedavisinde migren ilaçları ve yaşam tarzı değişiklikleri etkili olabiliyor.
Uzman görüşü ve değerlendirme
Vestibüler migren, halk arasında pek bilinmeyen ancak sanılandan daha sık görülen bir rahatsızlık. Yanlış tanı nedeniyle hastalar yıllarca gereksiz tedaviler alabiliyor. Nöroloji uzmanları, baş dönmesi şikayeti olan her hastanın vestibüler migren açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, migren hastalarının %10-20'sinde vestibüler migren görülüyor. Doğru tanı ve tedavi ile hastaların yaşam kalitesi önemli ölçüde artabiliyor.