İstanbul’dan Mekke ve Medine’ye uzanan dayanışma hattı, Müslüman dünyasının kutsallarına yeniden sahip çıkacak iradeyi ortaya koydu. Suudi Arabistan’ın güvenlik endişeleri ve bölgesel gerilimler, Türkiye’nin askeri varlığının bir güvence olup olamayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Mescid-i Aksa’yı işgal altında tutanlar, statüsünü adım adım aşındıranlar ve yıkılmasını hayal edenler, bu tablonun anlamını herkesten iyi okuyacaktır.
Bölgesel Gerilimler ve Suudi Arabistan’ın Güvenlik Açmazı
Suudi Arabistan, son yıllarda çok katmanlı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya. Yemen’deki iç savaş, Husilerin balistik füze ve insansız hava aracı saldırıları, İran’ın bölgesel nüfuz politikaları ve Katar ablukası sonrası yaşanan kırılganlık, Riyad yönetiminin askeri stratejilerini yeniden gözden geçirmesine yol açtı. Bu ortamda, Türkiye’nin Suudi Arabistan’da bir askeri üs kurma olasılığı, yalnızca ikili ilişkiler değil, bölgesel güç dengeleri açısından da tartışılıyor.
Türkiye’nin son yıllarda Katar’da tesis ettiği askeri üs, benzeri bir modelin Suudi Arabistan için de düşünülüp düşünülemeyeceği sorusunu beraberinde getiriyor. Katar’daki Türk üssü, 2017’deki ablukaya rağmen Doha’nın güvenliğini pekiştirmiş ve Türkiye’nin körfezdeki askeri ayağını oluşturmuştu. Suudi Arabistan’ın ise böyle bir adımı atıp atmayacağı, ABD ile olan geleneksel müttefiklik ilişkisi ve Çin ile artan ekonomik bağları çerçevesinde şekillenecek.
Türkiye-Suudi Arabistan İlişkilerinde Yeni Dönem
2018’deki Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası yaşanan soğukluk, 2022’den itibaren yerini normalleşmeye bıraktı. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Türkiye ziyareti ve karşılıklı iş birliği anlaşmaları, iki ülke arasındaki buzları eritti. Ancak askeri bir üs konuşulacaksa, bunun Kaşıkçı davası gibi hassas dosyaların gölgesinde ilerlemesi zor görünüyor. Yine de savunma sanayii alanında imzalanan anlaşmalar, ortak tatbikatlar ve istihbarat paylaşımı, ilişkilerin derinleştiğini gösteriyor.
Suudi Arabistan, silah tedarikinde çeşitlendirmeye gitmek istiyor. ABD’nin özellikle Yemen savaşındaki insani kriz nedeniyle bazı silah satışlarını kısıtlaması, Riyad’ı yeni ortaklar aramaya itti. Türkiye’nin insansız hava araçları ve savunma teknolojileri, Suudi Arabistan için cazip bir seçenek haline geldi. Askeri üs seçeneği ise bu iş birliğinin bir üst aşaması olarak değerlendirilebilir.
Mescid-i Aksa ve Kutsalların Korunması Meselesi
İstanbul’dan Mekke ve Medine’ye uzanan dayanışma hattı, yalnızca siyasi bir mesaj değil, aynı zamanda dini bir sorumluluk. Mescid-i Aksa’nın statüsüne yönelik saldırılar, Müslüman dünyasının ortak hassasiyetini oluşturuyor. Suudi Arabistan’ın bu konudaki tutumu, Türkiye ile ortak bir zemin bulmasını kolaylaştırabilir. Türk askeri varlığının, kutsalların korunması bağlamında bir güvence olarak sunulması, kamuoylarında karşılık bulabilir.
Ancak askeri üs, tek başına bir güvence anlamına gelmez. Bölgesel güvenlik mimarisi, diplomatik denge ve yerel aktörlerin tepkileri de belirleyici olacaktır. Suudi Arabistan’ın kendi ordusunu güçlendirme çabaları ve ABD ile olan stratejik ortaklığı, böyle bir adımın önündeki en büyük engeller arasında.
Askeri Üs Tartışmasının Olası Sonuçları
Türkiye’nin Suudi Arabistan’da bir üs kurması, körfezdeki askeri dengeyi değiştirebilir. İran, bunu kendi nüfuz alanına yönelik bir tehdit olarak algılayabilir. ABD ise bölgedeki askeri varlığını korumak isteyecektir. Bu nedenle olası bir üs, geniş kapsamlı bir diplomatik mutabakatı gerektirir. Türkiye’nin son dönemde BAE ve Mısır ile yaşadığı normalleşme, böyle bir adımın zeminini hazırlayabilir.
Askeri üs seçeneği, Suudi Arabistan için bir güvence mi yoksa yeni bir bağımlılık mı olur? Bu sorunun yanıtı, iki ülkenin çıkarlarının ne kadar örtüştüğüne bağlı. Türkiye, savunma sanayii ve askeri eğitim alanında Suudi Arabistan’a destek sunabilir. Karşılığında ise körfezde stratejik bir konum elde edebilir. Ancak bunun için öncelikle güven inşası ve şeffaf bir diyalog gerekiyor.
Değerlendirme
Türk askeri üssü tartışması, Suudi Arabistan’ın güvenlik açmazına bir çözüm olarak sunulsa da, tek başına yeterli değil. Bölgesel istikrar, ancak kapsamlı bir güvenlik iş birliği ve diplomatik diyalogla sağlanabilir. İstanbul’dan Mekke ve Medine’ye uzanan dayanışma hattı, bu iradenin göstergesi. Mescid-i Aksa’nın statüsünü korumak isteyenler, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ortak duruşunu dikkate almalı. Askeri üs, bu ortaklığın bir aracı olabilir; ancak amaç değil, sonuç olmalı.