Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 tarihinde Ankara'da evinin önünde, otomobilinin üzerine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti. Bilim insanı, eğitimci, siyasetçi ve yazar kimlikleriyle tanınan Kışlalı, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyordu. Cinayetin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen aydınlatılamayan olay, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde faili meçhul dosyalar arasında yerini koruyor.
Kimliği ve Mücadelesi
Ahmet Taner Kışlalı, 1939 yılında Tokat'ta doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdikten sonra Fransa'da doktora yaptı. Türkiye'ye dönerek akademik kariyerine devam etti; Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim üyeliği ve dekanlık görevlerinde bulundu. Siyaset bilimi ve iletişim alanlarında çok sayıda eser kaleme aldı. 1977-1980 yılları arasında CHP'den Kültür Bakanlığı görevini yürüttü. 12 Eylül darbesinin ardından uzun süre akademik hayattan uzaklaştırıldı; ancak mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Laik, demokratik ve cumhuriyet değerlerine bağlı duruşuyla tanındı. Kuvayı Milliyeci aydın kimliği, onu dönemin siyasi tartışmalarının merkezine taşıdı.
Kışlalı, 1990'lı yıllarda ADD'nin kurucuları arasında yer aldı ve derneğin genel başkan yardımcılığına kadar yükseldi. Aynı zamanda Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor, ülke gündemine dair cesur değerlendirmelerde bulunuyordu. Yazılarında özellikle irtica ve gericilik tehdidine dikkat çekiyor, cumhuriyetin temel ilkelerinin korunması gerektiğini vurguluyordu. Bu yönüyle geniş bir kesim tarafından saygıyla takip edilen bir aydın profil çiziyordu.
Cinayet Günü ve Sonrası
21 Ekim 1999 sabahı, Kışlalı'nın Ankara Çankaya'daki evinin önünde park halindeki otomobiline bomba yerleştirildi. Aracına binip çalıştırdığı sırada büyük bir patlama meydana geldi. Olay yerinde ağır yaralanan Kışlalı, kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Patlamada çevredeki binalar ve araçlar da zarar gördü. Saldırıyı üstlenen olmadı; faillerin kimliği ve arkasındaki yapılanma bugüne dek tam olarak ortaya çıkarılamadı.
Cinayet sonrası başlatılan soruşturma kapsamında çok sayıda kişi gözaltına alındı, ancak somut deliller elde edilemedi. Yıllar içinde dosya zaman zaman gündeme geldi; bazı tanıklar dinlendi, yeni ipuçları araştırıldı. Ne var ki Kışlalı ailesinin ve kamuoyunun beklediği adalet sağlanamadı. Dönemin siyasi atmosferi, olayın aydınlatılmasını güçleştiren etkenler arasında gösterildi. Kışlalı'nın ölümü, Türkiye'de aydınlara yönelik saldırılar zincirinin bir halkası olarak değerlendirildi. Uğur Mumcu (1993), Muammer Aksoy (1990) ve Bahriye Üçok (1990) suikastlarının ardından işlenen bu cinayet, laik ve cumhuriyetçi kesimde derin bir infial yarattı.
27 Yıl Sonra Hesap Sorma Çabaları
Aradan geçen 27 yıla rağmen Ahmet Taner Kışlalı'nın ailesi, sevenleri ve ADD, cinayetin peşini bırakmadı. Her yıl 21 Ekim'de anma etkinlikleri düzenleniyor, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için çağrılar yapılıyor. Kışlalı'nın eşi Nilüfer Kışlalı ve çocukları, defalarca dosyanın yeniden açılması ve soruşturmanın derinleştirilmesi talebinde bulundu. Kamuoyu vicdanında bu cinayet, sadece bir aydının öldürülmesi değil, aynı zamanda Cumhuriyet'in temel değerlerine yönelik bir saldırı olarak yer etti.
Son yıllarda Türkiye'de faili meçhul cinayetlere ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi. Adalet Bakanlığı'nın bazı dosyaları yeniden incelemeye alması, Kışlalı dosyası için de umut ışığı oluşturdu. Ancak somut bir gelişme yaşanmadı. Hukukçular, delillerin kaybolması ve tanıkların hayatını kaybetmesi nedeniyle dosyanın aydınlatılmasının giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. Yine de Kışlalı'nın fikirleri ve mücadelesi, bugün de birçok insan için ilham kaynağı olmayı sürdürüyor.
Ahmet Taner Kışlalı'nın ölüm yıldönümünde bir kez daha altını çizmek gerekir ki, aydın cinayetlerinin aydınlatılamaması, toplumda hukuka ve adalete duyulan güveni zedeliyor. 27 yıl önce kaybettiğimiz bu değerli bilim insanı ve siyasetçi, geride sadece eserleri değil, aynı zamanda çözülmeyi bekleyen bir adalet talebi bıraktı. Cinayetin faili meçhul kalması, Türkiye'nin yakın tarihindeki karanlık noktaların aydınlatılması gerekliliğini bir kez daha hatırlatıyor.