Türkiye'de asgari ücretin bölgelere göre farklılaştırılması tartışması, hükümete yakın çevrelerden gelen yeni açıklamalarla yeniden alevlendi. Emek cephesi ise bu modelin zam yapmaktan kaçış olduğunu savunuyor. Mevcut asgari ücretin yurdun her yerinde açlık sınırının altında kaldığına dikkat çeken sendikalar, eşitsizlik yaratacak bir uygulama yerine geçim ücretinin artırılmasını talep ediyor.
Bölgesel asgari ücret modeli nedir?
Bölgesel asgari ücret modeli, iş gücü maliyetlerinin Türkiye genelinde eşit olmadığı varsayımına dayanıyor. Savunucuları, İstanbul veya Ankara gibi büyükşehirlerde yaşam maliyetinin yüksek olması, Doğu ve Güneydoğu'da ise düşük olması nedeniyle asgari ücretin bölgelere göre belirlenmesi gerektiğini öne sürüyor. Ancak bu model, işçi sendikaları tarafından şiddetle eleştiriliyor. Türk-İş ve DİSK gibi büyük konfederasyonlar, bölgesel asgari ücretin işçiler arasında eşitsizliği derinleştireceğini ve emeğin ucuz olduğu bölgelerde işçi sömürüsünü artıracağını belirtiyor. Ayrıca bu uygulamanın, aynı işi yapan işçiler arasında farklı ücretlere yol açarak sosyal barışı zedeleyeceği ifade ediliyor.
Sendikalardan tepki: Geçim ücreti şart
Sendikalar, mevcut asgari ücretin 2025 yılı için net 22.104 TL olmasını yetersiz buluyor. Açlık sınırının 20.000 TL'nin üzerinde olduğu bir dönemde, asgari ücretin sadece bekâr bir işçi için geçim standardını karşılayamadığı vurgulanıyor. Bu nedenle sendikalar, asgari ücretin en az 30.000 TL'ye yükseltilmesini ve her yıl enflasyon oranında artırılmasını talep ediyor. Bölgesel modele karşı çıkan emek örgütleri, bunun hükümet tarafından zam yapmaktan kaçmanın bir yolu olarak sunulduğunu iddia ediyor. DİSK Genel Başkanı'nın yaptığı açıklamada, "Bölgesel asgari ücret, işçileri adeta ikinci sınıf vatandaş konumuna düşürmek anlamına gelir. Her işçi, nerede çalışırsa çalışsın insan onuruna yaraşır bir ücret almalıdır" ifadeleri kullanıldı.
Hükümete yakın çevrelerden gelen açıklamalar
Son günlerde bazı iktidar partisi milletvekilleri ve bürokratlar, bölgesel asgari ücretin istihdamı artırabileceğini ve kayıt dışı istihdamı azaltabileceğini öne sürüyor. Özellikle tarım ve turizm sektörlerinde mevsimsel iş gücü hareketliliğine dikkat çekiliyor. Ancak bu görüş, iş dünyası tarafından temkinli karşılanıyor. TÜSİAD ve MÜSİAD gibi işveren örgütleri, bölgesel farklılıkların yönetiminin zor olacağını ve uygulamada karmaşıklığa yol açacağını belirtiyor. Ekonomistler ise böyle bir modelin enflasyonla mücadeleyi olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. TÜİK verilerine göre, Türkiye'de asgari ücretlinin oranı yüzde 40'ın üzerinde. Bu da modelin ne kadar geniş bir kesimi etkileyeceğini gösteriyor.
Bağlam ve değerlendirme
Bölgesel asgari ücret tartışması aslında yeni değil. 2020'li yılların başında da gündeme gelen bu model, o dönem sendikaların yoğun tepkisiyle geri çekilmişti. Şimdi yeniden gündeme gelmesi, enflasyon baskısı altında hükümetin işverenlere yönelik maliyet avantajı yaratma çabası olarak yorumlanıyor. Ancak OECD ülkeleri arasında bölgesel asgari ücret uygulaması neredeyse hiç yok; Almanya, Fransa gibi ülkelerde ulusal asgari ücret geçerli. Türkiye'nin bu konuda uluslararası normlardan sapması, sosyal devlet ilkesiyle çelişebilir. Ekonomik krizin derinleştiği bir dönemde, asgari ücretin satın alma gücünün korunması için kapsamlı bir sosyal diyalog mekanizmasına ihtiyaç olduğu açık. Aksi takdirde, emek cephesinin haklı uyarıları göz ardı edilmiş olacak.