Yazar Alev Alatlı, Barry Levinson'ın yönettiği 2017 yapımı 'The Wizard of Lies' (Yalanlar Büyücüsü) filmini değerlendirerek, yasal hak ile ahlaki meşruiyet arasındaki ayrıma dikkat çekti. Robert De Niro ve Michelle Pfeiffer'ın başrollerini paylaştığı film, Wall Street'in efsanevi ismi Bernard L. Madoff'un 65 milyar dolarlık borsa sahtekârlığını konu alıyor. Alatlı, bu örnek üzerinden 'Her yasal hak, helâl değildir ve olamaz' diyerek, hukukun üstünlüğünün ahlaki değerlerle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Madoff Davası: Yasal Boşlukların İstismarı
Bernard L. Madoff, kurduğu yatırım fonu aracılığıyla on yıllar boyunca sürdürdüğü Ponzi şemasıyla dünya tarihinin en büyük finansal sahtekârlığına imza attı. 2008 yılında çöküşüyle ortaya çıkan skandal, 65 milyar dolarlık kaybı beraberinde getirdi. Madoff, yasalara göre suç işlemiş olsa da, uzun süre sistemin açıklarını kullanarak ceza almadan faaliyetini sürdürdü. Alatlı, bu durumun 'yasal' olanın her zaman 'helâl' olmadığını gösterdiğini belirtti. Madoff'un eylemleri, hukuki açıdan suç teşkil etse de, ahlaki açıdan çok daha derin bir yozlaşmayı işaret ediyor.
Yasal Hak ve Helal Arasındaki Fark
Alev Alatlı, kavramların içini doğru doldurmanın önemine değindi. 'Yasal hak' hukuk sisteminin tanıdığı bir yetkiyken, 'helâl' dini ve ahlaki bir kavramdır. Alatlı'ya göre, bir eylem yasal olsa bile, eğer başkalarının hakkını gasp ediyorsa, toplumsal adaleti zedeliyorsa veya ahlaki değerlerle çelişiyorsa helâl değildir. Madoff örneğinde olduğu gibi, yasaların izin verdiği sınırlar içinde kalarak büyük zararlar vermek mümkündür. Bu nedenle, hukukun yanı sıra vicdan ve ahlak mekanizmalarının da işletilmesi gerekir.
Türkiye'de de zaman zaman benzer tartışmalar yaşanıyor. Vergi kaçırma, haksız kazanç, kamu kaynaklarının israfı gibi konular yasal boşluklardan yararlanılarak meşrulaştırılabiliyor. Alatlı'nın vurgusu, bu tür durumlarda sadece yasallığın yeterli olmadığını, ahlaki sorgulamanın da gerekli olduğunu hatırlatıyor.
Sinema ve Ahlaki Sorgulama
'The Wizard of Lies', sinemanın toplumsal eleştiri işlevini başarıyla yerine getiren bir yapım. Barry Levinson, Madoff'un portresini çizerken, seyirciyi sadece bir suçluyu izlemeye değil, aynı zamanda sistemin işleyişini sorgulamaya davet ediyor. Robert De Niro'nun canlandırdığı Madoff, karizmatik ama bir o kadar da tehlikeli bir figür. Michelle Pfeiffer ise Ruth Madoff rolüyle, suça ortak olmayan ama görmezden gelen bir eş portresi çiziyor. Film, ahlaki çöküşün bireysel ve toplumsal boyutlarını gözler önüne seriyor.
Alatlı, bu tür yapımların toplumda farkındalık oluşturduğunu belirterek, sanatın eğitici rolüne dikkat çekti. Ona göre, sinema sadece eğlence değil, aynı zamanda bir düşünme aracıdır. Madoff gibi figürlerin hikâyeleri, izleyiciye 'Ben olsam ne yapardım?' sorusunu sordurmalıdır.
Ekonomik Sistem ve Ahlaki Denetim
Madoff skandalı, serbest piyasa ekonomisinin denetimsizlik durumunda nasıl büyük yıkımlara yol açabileceğini gösterdi. 2008 küresel finans krizi, bu tür yolsuzlukların sadece bireysel değil, sistemik olduğunu ortaya koydu. Alatlı, kapitalizmin yasal çerçevede işlediğini ancak ahlaki denetim olmadan adaletsizlik üretebileceğini savunuyor. Ona göre, ekonomik başarı tek başına yeterli değil; kazancın helâl olması, yani emeğe, adalete ve toplumsal faydaya dayanması gerekir.
Türkiye ekonomisinde de benzer sorunlar yaşanabiliyor. İş dünyasında etik değerlerin zayıflaması, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, vergi adaletsizliği gibi konular, yasal düzenlemelerin ötesinde ahlaki bir dönüşümü gerektiriyor. Alatlı'nın sözleri, bu bağlamda bir uyarı niteliği taşıyor: Yasalara uymak suçu işlememek anlamına gelmez; asıl mesele, vicdanen helâl dairede kalmaktır.
Sonuç: Yasal Olan Her Zaman Doğru Değildir
Alev Alatlı'nın 'Her yasal hak, helâl değildir ve olamaz' sözü, günümüzde giderek artan bir ihtiyaca işaret ediyor. Hukuk sistemleri, toplumsal sözleşmeyi ve ahlaki değerleri yansıttığı ölçüde meşruiyet kazanır. Madoff gibi örnekler, yasaların ruhuna aykırı hareket edildiğinde ortaya çıkan felaketleri gösteriyor. Bu nedenle, bireylerin ve kurumların sadece yasalara değil, aynı zamanda evrensel ahlak ilkelerine de bağlı kalması gerekiyor. Alatlı'nın çağrısı, daha adil ve helâl bir düzen için düşünsel bir çerçeve sunuyor.